Tekke Edebiyatı Genel Özellikleri
• Tasavvufî konular işlenir.
• Eserler, sade bir dille kaleme alınır.
• Şiirler, genellikle birkaç dörtlükten oluşur.
• Eserlere özel bir ezgi hâkimdir.
• Koşma tipi uyak kullanılır.
• Genellikle hece ölçüsüyle yazılır şiirler.
• Aruz ölçüsünü kullananlar da vardır.
Tekke Edebiyatı Nazım Türleri
Deme: “Alevi-Bektaşilerin” sazla söylenen tarikat temalı tasavvufi şiirleridir.
Çıkalım meydan yerine
Erelim Ali sırrına
Can ü başı Hak yoluna
Koyamazsın demedim mi? (Pir Sultan Abdal)
Devriye: Devr (Devir), dönme, dolaşma, bir şeyin kendi mihveri üzerine hareketi anlamına gelmektedir. Varlıkların Hak’tan gelişini ve O’na dönüşünü açıklayan tasavvufi bir görüş (nazariye)’tür. Aynı zamanda İslam kozmolojisinde gök cisimlerinin her dönüşüne de devr denir. Devriye ise, devir anlayışını işleyen Hakk’ın zatında tecelli eden ilahi nurun, cisimler âleminde manevi bir tertip dâhilinde dört unsurdan geçerek insan-ı kâmil düzeyine ulaşması daha sonra da Hakk’a dönmesini konu alan manzum veya mensur eserlerdir. Her şeyin Allah’tan geldiğini ve yine O’na döneceğini anlatan şiirlerdir.
Örnek:
Katre idim ummanlara karıştım
Kaç bulandım kaç duruldum kim bilir
Devre edip alemleri dolaştım
Bir sanata kaç sarıldım kim bilir (Karamanlı Gürfani)
Dokuz ay on gün batn-ı maderde
Kudretten gözüme çekildi perde
Vaktim tamam olup ahir yerde
Çıkıp ten donundan cihana geldim (Hüsnî)
İlahi:
• Allah’ı övmek için, özel bir ezgiyle söylenen şiirlerdir. Kendi içinde türlere ayrılır ve farklı isimlerle anılır.
• En önemi temsilcisi Yunus Emredir.
• İlahi türü tarikat çevrelerinde, âyin (Mevlevî tekkelerinde okunur), tapuğ (Gülşenî tekkelerinde okunur), nefes (Alevi- Bektaşi tekkelerinde okunur), durak (Halvetî tarikatlarında okunur) adlarıyla anılmaktadır.
Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanaram dün ü günü
Bana seni gerek seni (Yunus Emre)
Nutuk: Tarikata yeni girenlere, tarikat kurallarını söylemek için söylenen şiirlerdir.
Ey özün insan bilen
Var edep öğren edep
Ey edep erkân bilen
Var edep öğren edep (Kaygusuz Abdal)
Nefes:
• “Bektaşi” şairlerinin yazdığı, tasavvufi şiirlerdir.
• Pir Sultan Abdal en önemli temsilcidir.
Eşrefoğlu al haberi
Bahçe biziz bağ bizdedir
Biz de mevlanın kuluyuz
Yetmiş iki dil bizdedir
Kuldur hasan dede’m kuldur
Manayı söyleyen dildir
Elif hakka doğru yoldur (Temaşvarlı Gazi Âşık Hasan Paşa)
Şathiye:
• İnançlardan alaylı bir dille söz eder gibi yazılan mizahi şiirlerdir.
• Kaygusuz Abdal en önemli temsilcidir.
Yücelerden yüce gördüm
Erbabsın sen koca Tanrı
Alim okur kelam ile
Sen okursun hece Tanrı
Kıldan köprü yaratmışsın
Gelsin kulum geçsün deyü
Hele biz şöyle duralım
Yiğit isen geç a Tanrı
Garib kulun yaratmışsın
Derde mihnete katmışsın
Anı aleme atmışsın
Sen çıkmışsın uca Tanrı
Kaygusuz Abdal yaradan
Gel içegör şu cür’adan
Kaldır perdeyi aradan
Gezelim bilece Tanrı (Kaygusuz Abdal)
Tekke Edebiyatı Sanatçıları
Yunus Emre (13. Yüzyıl)
• Sanatçının yaşamı hakkında nadiren bilgi bulunmaktadır. Hakkında anlatılan da zaten rivayetlerden ibarettir.
• 13. yüzyıl mutasavvıf şairi olan Yunus Emre, eserlerinde insan sevgisini merkezine alan bir anlayışla öne çıkar. Tefsir, hadis, kelam, tasavvuf gibi bilimleri okumuştur.
• Genellikle “Gönül adamı” unvanıyla anılan sanatçı, derin ve içten söyleyişiyle halkın gönlünde yer edinmiştir.
• Şiirlerinin hemen her dizesi, sehli mümteni (söylenmesi kolay gibi görünen, fakat benzerini yazmak oldukça güç olan) sanatının başarılı bir örneğidir.
• Eserlerinde kullanılan Türkçe, dönemine göre oldukça sade, temiz ve anlaşılır niteliktedir.
• UNESCO, Yunus Emre’nin evrensel barış ve sevgi anlayışını vurgulamak amacıyla 1991 yılını “Yunus Emre Sevgi Yılı” olarak ilan etmiştir.
• Şair, şiirlerinde hem hece ölçüsüne hem de aruz ölçüsüne yer vermiştir.
• Yunus Emre Divân şiirinde mahlas olarak Âşık Yunus, Biçare Yunus, Miskin Yunus, Derviş Yunus vb. adları kullanmıştır.
• Tabduk Emre adlı mürşide bağlanarak tasavvufî düşünceye yönelmiş, bu yöneliş şiirlerine de yansımıştır. Tasavvufi yaşamında Tabduk Emre’nin önemli bir yeri vardır.
• Yunus Emre, ilahi türünün en güçlü ve etkili temsilcilerinden biri olarak kabul edilmektedir.
• Kaleme aldığı şiirler, çok sayıda dile çevrilerek evrensel düzeyde tanınır ve okunur hâle gelmiştir.
Eserleri
1. Risalet’ün Nushiyye– siir
2. Divân
Hacı Bektaşi Veli (13. Yüzyıl)
• Naşanbur’da dünyaya gelen Veli, Ahmed Yesevî’nin işareti doğrultusunda Anadolu’ya intikal etmiş ve Sulucakarahöyük’te tekkesini tesis etmiştir.
• Anadolu tasavvuf geleneğinin en önemli simalarından biri olan Veli, yalnızca döneminde ‘Pir’ ve ‘Hünkâr’ unvanlarıyla anılmakla kalmamış, aynı zamanda Yunus Emre’den Ahi Evren’e uzanan pek çok ismi etrafında birlemiştir. Kendisi bir kanaat önderidir.
• Bektaşilik tarikatının kurucusu kabul edilen sanatçının kişiliği, hem tarihî belgelerle doğrulanabilen yönler hem de menkıbevî anlatılarla şekillenmiş tasavvufî öğeler taşımaktadır.
• Şathiye, Besmele Şerhi ve Hadis-i Erbain Şerhi, sanatçının tasavvufî düşüncelerini ve öğretisini yansıtan önemli eserleri arasında yer almaktadır.
Eserleri
1. Makalat (Arapça tasavvuf içerikli düz yazı) – Bu eserin yalnızca birkaç sayfası bulunmaktadır.
Hacı Bayramı Veli (14. Yüzyıl)
• Asıl adı Nûman olan sanatçı, şiirlerinin dil ve üslubunda Yunus Emre’nin etkisini açıkça hissettirmiştir.
• Müstakil bir edebî üslup ve anlayış geliştirmemiş, daha çok mevcut tasavvufî geleneğin izinden gitmiştir. iyi bir medrese eğitimi görmüş ve müderrislik mesleğini icra etmiştir.
• Anadolu’da tasavvufun yayılma sürecine önemli katkılar sunduğu kabul edilmektedir.
• Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethedeceğini manevî sezgileriyle müjdelediği rivayet edilir.
• Halvetiye ve Nakşibendiye tarikatlarını birleştirip “Bayramiye” tarikatının Anadolu’daki kurucusu olup, bu yapıyı Ankara merkezli olarak teşkilatlandırmıştır.
• Çeşitli kaynaklarda Akşemseddin ve Eşrefoğlu Rûmî başta olmak üzere pek çok önemli sûfînin onun çevresinde yetiştiği bilinmektedir.
• Anadolu coğrafyasında tasavvufî hayatın kökleşmesinde ve yaygınlık kazanmasında etkili bir şahsiyet olmuştur. Herhangi bir eser kaleme almamıştır. Ancak aruzla ve heceyle az sayıda yazdığı şathiye ve ilahi tarzındaki şiirleri bestelenmiştir.
Eşrefoğlu Rumi (15. Yüzyıl)
Tekke edebiyatının XV. yüzyılda en güçlü temsilcilerinden birisi olan Eşrefoğlu Rumi (ö. 874/1469-70), Yunus Emre tarzında yazan tekke şairlerimizdendir. Dil bakımından Yunus’a has vasıf ve seciyyelerin mühim bir kısmını gösterdiği Divan’ında Aşık Paşa’nın tesiri de vardır. Şiirlerinin bazıları vahdet-i vücud neşvesiyle yazılmıştır. Yunus’taki kadar samimilik ve kuvvet görünmese de Yunus’ta olduğu gibi serbest devriyeler, aşk ve irfanın lüzumu hakkında öğütler, bir şeyhe bağlılığın gerekliliği ile ilgili tavsiyeler bu Divan’ın konusunu teşkil etmektedir. Dili Yunus’a göre biraz daha tasavvufi remizlerle yüklü olsa da sanat düşüncesinin yokluğu, çoğunlukla yarım kafiyeler kullanması ve işlediği konular bakımından Yunus’a en çok benzeyen Eşrefoğlu Rumi’dir (Fuad Köprülü, İlk Mutasavvıflar, s 344.).
Divanındaki 129 şiirden 39’u heceyledir. Şiirleri en çok bestelenen mutasavvıf şairlerimizden biridir. Kullandığı dilden ve Rumi mahlasından babasının ve dedesinin de Türk olduklarına hükmedilebilir (Abdulbaki Gölpınarlı, “Halk Edebiyatımızda Zümre Edebiyatları”, Türk Dili, XIX/207, Ankara 1968, s. 390-391.).
Eşrefoğlu, Kadiriyye’nin Eşrefiyye kolunu kurmuş, Bursa ve İznik’te irşad faaliyetlerini sürdürmüş, doğum yeri olan bu şehirde vefat etmiştir (Kasım Kufralı, “Eşrefîye”, lA, IV, İstanbul 1977, s. 396-397. ) Divanının dışındaki eserleri mensurdur: Tarikat ve tasavvufun anlatıldığı didaktik mahiyettekı bu eserleri halkın anlayacağı bir dille yazılmış, tasavvufı ahlakın yayılmasında etkili olmuştur. “Müzekki’n-nüfus”un dışında kalan, “Tarikatname, Delâilü’n-nübüvve, Fütüvvetnâme, İbretnâme, Mazeretname, Elestname, Nasihatname, Hayretname, Münacatname, Esrarü’t-talibin ve Tacname gibi eserleri küçük risaleler şeklindedir.
Ezcümle Rumi;
• Divanı bulunan sanatçı, şiirlerinde hem hece ölçüsüne hem de aruz veznine yer vermiştir.
• Müzekki’n-Nüfûs adlı eserinde, tarikat âdâbını ve nefsin terbiyesine dair esasları ele almıştır.
• Kadiriyye tarikatının Eşrefiyye kolunun kurucusu olarak kabul edilmektedir.
• Hacı Bayram-ı Velî’nin damadı olması, onun manevî çevresini ve tasavvufî birikimini pekiştirmiştir.
Eserleri
1. Müzekkin-i Nüfus
2. Tarikatname
3. Fütvvetname
4. Münacatname
5. Elestname
6. Delailü’n-Nübüvve
7. Cühanü’l-Canan
Kaygusuz Abdal (14. Yüzyıl)
• Kaygusuz Abdal, Türk edebiyatında Yunus Emre’den sonra öne çıkan en önemli dinî-tasavvufî temsilcilerden biri olarak değerlendirilmektedir.
• Abdal Musa’nın müridleri arasında yer alan Kaygusuz’un iyi bir ilmî eğitim aldığı kabul edilmektedir.
• Asıl adı Alaaddin Gaybî olan sanatçı, edebî kişiliğiyle Alevî-Bektaşî halk şiirinin kurucuları arasında kabul edilir.
• Şair, eserlerinde çoğunlukla Kaygusuz Abdal, Kul Kaygusuz, Sarayî ve Miskin Sarayî mahlaslarını kullanmıştır.
• Şiirlerinde hem hece ölçüsünü hem de aruz veznini ustalıkla kullanmıştır. Manzum, mensur ve manzum mensur karışık birçok eseri bulunmaktadır.
• Şathiyeleriyle tanınan sanatçı, özellikle bu türdeki eserlerinde ham sofuları mizahi ve eleştirel bir üslupla konu edinmiştir.
• “Nefes” türünde kaleme aldığı şiirlerinde, dinî ve tasavvufî temaları işlemekte; halkın anlayabileceği sade ve içten bir dil kullanmaktadır.
Eserleri
1. Budalaname- mensur – Tasavvuf konulu bu eserde Abdal, insanın çeşitli kusurlarını işlemiştir.
2. Vücudname- mensur
3. Kitab-ı Miglate- mensur
4. Risâle-i Kaygusuz Abdal– mensur
5. Gülistan- manzum
6. Gevhername- manzum
7. Divan– manzum
8. Minbernâme– manzum
9. Mesnevî-i Baba Kaygusuz- manzum
10. Saraynâme– manzum- mensur
11. Dil-güşâ– manzum- mensur
İbrahim Gülşeni (15. Yüzyıl)
• 15. ve 16. yüzyıllarda yaşadığı rivayet edilen sanatçı, hem Divan edebiyatı geleneğine hem de Yunus Emre tarzı halk şiiri anlayışına uygun şiirler kaleme almıştır.
• Mevlânâ’ya nazire olarak yazdığı “Manevî” adlı eseriyle tanınmaktadır.
• Aynı zamanda, Gülşeniyye Tarikatı’nın kurucusu olarak da tasavvufî gelenek içerisinde önemli bir yere sahiptir.
• Diyarbakır doğumlu olduğu tahmin edilmektedir. Kudüs ve Kahire’de yaşamıştır.
• Yavuz Sultan Selim Mısır’ı aldıktan sonra Gülşenî’ye ilgi göstermiş ve dergâhını kurması için sanatçıya arazi tahsis etmiştir.
• 1534’te Mısır’da vefat etmiştir. İlk şiirlerini “Heybetî” mahlasıyla söylemiş daha sonra “Gülşenî” mahlasıyla şiirlerine devam etmiştir. Arapça şiirlerinde “Halili” mahlasını kullanmıştır. Gazellerinin makta beytinde kendi mahlasıyla birlikte Ruşenî’yi anmıştır.
• Türkçe konusunda hassasiyet gösteren Gülşenî, soyunu Oğuz Kağan’a dayandırmaktaydı.
• Halvetîliği benimseyip Mevlevîlik yorumunu ekleyerek sûfî gelenekte yeni bir kol oluşturan Gülşenî, şiirleri kadar mistik tecrübeleriyle de kültür hayatımız açısından çok önemli bir şahsiyettir.
• Üç dilde eserler vermiştir. Türk edebiyatı açısından en önemli eseri Türkçe Dîvân’ıdır.
Pendnâme, Raznâme, Kıdemnâme ve Çobannâme diğer Türkçe eserleridir.
Farsça Dîvân: Mevlânâ ve Hafız-ı Şirâzî etkisinde söylediği gazellerini bir araya getirmiştir.
Kenzü’l-Cevahir: Ruba’îlerini topladığı eserdir.
Manevî: Farsça eserlerinin en önemlisi Manevî’dir. Mesnevî’ye nazîre olarak yazıldığı söylenen eser 40 bin beyittir.
Eserleri
1. Farsça Divan– şiir
2. Arapça Divan– şiir
3. Türkçe Divan– şiir
4. Manevi– şiir
5. Razname
6. Kenzül Cevahir
Pir Sultan Abdal (16. Yüzyıl)
• Eserlerini sade bir Türkçe ve hece ölçüsüyle kaleme alan sanatçının şiirlerinde, coşkulu bir lirizm dikkati çeker.
• Asıl adı Haydar olan şair, Sivas doğumludur.
• Şiirlerine yön veren güçlü bir Vahdet-i Vücut anlayışı göze çarpar. Aynı zamanda şiirlerinde isyancı bir ruh hissedilir.
• Allah, peygamber, melekler, on iki imam, Hz. Ali ve Hz. Hüseyin gibi önemli dinî figürler şiirlerinde sıkça yer alır.
• Alevî-Bektaşî şiir geleneğinin en yetkin temsilcileri arasında kabul edilir.
• Özellikle nefes türündeki şiirleriyle tanınmış ve bu türde özgün örnekler vermiştir.
• Din dışı temalı şiirlerinde ise toplumsal meseleleri işlemiştir.
• Bir rivayete göre, Sivas Valisi Hızır Paşa tarafından idam edilmiştir.
Aziz Mahmud Hüdâyî (16. Yüzyıl)
• Hece ve aruz ölçüsüyle kaleme aldığı eserlerinde, sade bir dil kullanarak hikemî nitelikte şiirler ortaya koymuştur.
• Mutasavvıf, âlim ve şair kimliğiyle çok yönlü bir sanat anlayışına sahiptir. Bursa’da görev görev yaptığı bir gün gördüğü rüya üzerine Şeyhi Üftâde’ye intisap etmiştir.
• Vahdet-i Vücut anlayışına bağlıdır; bu düşünce yapısı eserlerine anlam derinliği kazandırmıştır.
• Celvetiyye Tarikatı’nın kurucusudur. Şiirlerinde çoğunlukla sade ve hikemî bir üslup göze çarpmaktadır. Vahdet-i Vücûd anlayışına bağlı bir mutasavvıf olan Hüdayî’nin hem heceyi hem de aruzu kullandığı görülmektedir. Çeşitli eserlerde onun için ‘Mürşid-i Kâmil’, ‘Sâhib-i Zaman’ ve ‘Kutbü’l-Aktâb’ gibi sıfatların kullanıldığı görülmektedir. Şiirlerinde dinî ve tasavvufî unsurları yoğun biçimde işleyen Hüdayi, bu edebî türün önde gelen temsilcilerinden biri olarak değerlendirilmektedir.
• Arapça ve Türkçe dillerinde kaleme alınmış, manzum ve mensur birçok eseri bulunmaktadır.
Eserleri
1. Tarikatname– şiir (Türkçe eser)
2. Divan-ı İlâhiyat– şiir (Türkçe eser)
3. Nefais’ül Mecalis (Arapça eser)
4. Tecelliyat (Arapça eser)
5. Tezâkir-i Hüdâyî (Türkçe eser)
6. Mirâciye (Türkçe eser)
7. Ecvibe-i Mutasavvıfâne (Türkçe eser)
8. Nasâih ve Mevâiz (Türkçe eser)
9. Habbetü’l- Mahabbe (Arapça eser)
10. Vâkıât (Arapça eser)
Niyâzî-i Mısrî (17. Yüzyıl)
• Asıl adı Mehmed’dir. Erken çocukluktan itibaren tasavvufla ilgilenmiş ve iyi bir medrese eğitimi görmüştür. Aruz ve hece ölçüsüyle kaleme aldığı şiirlerinde, hem Türkçe hem de Arapça dillerinde manzum ve mensur eserler vermiştir.
• Mısrî, Halvetiye tarikatının Mısriyye kolunu kurmuştur. Manzum ve mensur, Türkçe ve Arapça olarak birçok eser yazmıştır.
• Mutasavvıf kimliğiyle tanınan Mısrî’nin aruzla kaleme aldığı şiirlerinde Fuzûlî ve Nesîmî’nin, heceyle yazdığı şiirlerinde ise Yunus Emre’nin etkileri gözlemlenmektedir.
• Tasavvufî etkiyle şekillenen didaktik şiirler yazmış; bu yönüyle hem öğretici hem de manevî içeriğe sahip metinler ortaya koymuştur.
• Çok yönlü bir şahsiyet olan sanatçı, aynı zamanda tefsir alanında eserler kaleme alarak İslami ilimler sahasında da katkı sunmuştur.
Eserleri
1. Şehr-i Nutk-i Yunus Emre
2. Şehr-i Esmâ-i Hüsnâ
3. Risâle-i Hasaneyn
4. Risâle-i Vahdet-i Vücut
5. Risâletü’t-Tevhîd
6. Divân-ı İlâhîyyat
Erzurumlu İbrahim Hakkı (18. Yüzyıl)
• Araştırmacı ve mutasavvıf kimliğiyle ön plana çıkan sanatçının en önemli eseri, çok yönlü bir ansiklopedi niteliği taşıyan “Marifetnâme”dir.
• Edebiyat, psikoloji ve astronomi gibi farklı disiplinlerde çalışmalar yapmış; özellikle doğa bilimleri ile tasavvufî düşünceyi bir araya getirmiştir.
• Siirt’te kurduğu gözlemevinde astronomik gözlemler gerçekleştirmiştir.
• “Mevlâm görelim neyler / Neylerse güzel eyler” dizeleriyle başlayan şiiri, en tanınmış metinlerinden biridir ve aynı zamanda muhammes nazım biçiminin örneği olarak kabul edilmektedir.
Summânî (20. yüzyıl)
• Erzurum ilinin Narman ilçesinin Samikale köyünde doğmuştur. Badeli âşıklarımızdan olan Sümânî, hayatını çiftçilik yaparak sürdürmüştür. Şiirlerinden hareketle iyi bir öğrenim gördüğünü söylemek mümkündür.
Hatâyî (Şah İsmail Safevi)
• İran’daki Safevi Devleti’nin Türk hükümdarıdır.
• Dini-tasavvufi Türk edebiyatında farklı türlerde şiirler söyleyip şairlik yönünü ortaya koymuştur.
• Anadolu’da Şii-Alevi kesim üzerindeki tesiri, günümüzde de devam eden şair, Aleviliğin “Yedi Ulu Ozan”ından biridir.
Dipnot:
Alevi kültür içinde, bu kültürü en iyi yansıtan sanatçılar “Yedi Ulu Ozan” adıyla anılmıştır.
Bunlar:
• Nesimi (XV. yy.)
• Yenînî (XV. yy.)
• Hatâyî (XVI. yy.)
• Fuzûli (XVI. yy.)
• Virânî (XVI. yy.)
• Pir Sultan Abdal (XVI. yy.)
• Kul Himmet (XVI. yy.)
(Bunlar arasında heceyle şiiri bulunmayan Nesimi ve Fuzûli’dir.)
Tekke-Tasavvuf Edebiyatı Terimleri Sözlüğü
Âşk: Allah âşkı ya da hakiki âşk.
Mecazî Âşık: Allah aşkı dışındaki diğer aşklar. Beşeri aşklar.
Âşık: Allah aşkıyla yanan kişi, derviş.
Çile: Tasavvufta nefsi olgunlaştırmak için çekilen sıkıntılar.
İnsan-ı Kâmil: Nefsini yenerek olgunlaşmış kişi.
Kâdeh / Kâse / Câm: Âşığın kalbi.
Serap: Allah aşkı.
Fenâ: Yok olma. Bekâ kelimesinin karşıtı. Kalıcı olmayan, ölümlü, fâni.
Fenâfillah: Ölmeden önce ölmek demektir. Tasavvuf inancına göre, Allah’ın vücudundan başka gerçek anlamda vücut yoktur. İnsan ise Allah aşkıyla her şeyden geçerek, bütün varlığını yok edip kendisinden koptuğu, Allah’a dönecektir. Bunda da Fenâfillah denir.
Vahdet-i Vücut: Birlik, Allah’ın birliği. Kesretin zıddı. Bütün varlıklar Allah Hazretleri’nin Esma ve sıfatlarında ibarettir. Bütün varlıklarda çeşitli şekillerde ortaya çıkan O’dur. Her şey O’nun varlığına ve birliğine delalet eder. O, olmadan hiçbir şey olmaz.
Meyhane: Tekke, dergâh.
Meclis: Oturulacak, toplanılacak yer.
Saki: Kadeh sunan, içki veren. İlahi aşkı sunan kişi. Yani şeyh veya mürit.
Kesret: Çokluk, bolluk. Vahdetin zıddı.
Sarhoş: Allah aşkıyla, kendinden geçen kişi.
Masiva: Allah’tan başka her şeye denir.
Maşuk: Sevgili, sevilen. Tasavvufta sevgili Allah’tır.
Mürit: Bir şeyhe bağlı olan kişi. Allah’a ulaşmaya çalışan kişi.
Mürşit: Müritlere yol gösteren kişi, tarikat piri veya şeyh.
Dergâh / Tekke: Tarikat mensuplarının, topluca ibadet ve törenlerinin yapıldığı yer.