DİL BİLGİSİ KONU ANLATIMI

Sözcük Türleri

Adlar (İsimler): Öncelikle bir varlığın benzerlerinden ayırt edilmesini sağlayan adlar, dilde varlığı tanıtma görevini gerçekleştiren sözcüklerdir. Varlıkların adları olarak ifade edilen bu tür, bütün dillerde benzer şekillerde tanımlanmaktadır.

Adların Özellikleri

1. Adlar tek başına anlamı olan sözcüklerdir. Bunlar tümce içerisinde mecaz, çağrışım ve benzetme yoluyla çeşitli anlamlarda kullanılabilmektedir. Örneğin insanlarda boyundan bele kadar uzanan üst bölüm anlamındaki “sırt” sözcüğü tümcede farklı anlamlara gelebilmektedir:

→ Akşamdan beri sırtındaki dayanılmaz bir ağrıyla kıvranıyordu. (Gerçek anlam)

→ Güvende olmak için yerleşim yerlerini tepenin sırtına kurmuşlardı. (Yan anlam)

→ Sahip olduğu serveti kaybedince onların sırtından geçinmeye başlamış. (Mecaz anlam)

2. Adlar, çekim eklerini alarak tümcede değişik görevler üstlenmektedir ve çekime girmektedir. Türkçede bir ad birden fazla çekim eki alabilmektedir.

→ Bir sabah erkenden vapura binmiş. (Dolaylı tümleç görevi)

→ Müdür, küçük gözlerini Efruz Bey‘e kaldırdı. (Nesne görevi)

3. Adlar çeşitli yapım ekleri alarak, yapı bakımından türemiş adları oluşturmaktadır. Türkçede bir ad birden fazla yapım eki alabilmektedir.

→ gözlük → göz + lük, simitçi → simit + çi, şırıltı → şırıl + tı, kirli → kir + li

4. Türkçe dil bilgisinde ad aynı anda hem yapım ekini hem de çekim ekini taşıyabilmektedir. Ancak bu eklerin dizilimi belli bir sıra takip etmektedir. Buna göre ada önce yapım eki sonra çekim eki gelmektedir:

→ kapıcıya → kapı + cı + y + a, kitaplıktan → kitap + lık + tan gibi.

5. Adlar anlam ve biçim yönünden birbirini bütünleyerek tamlama oluşturmaktadır: kapı + nın kilit + i (Belirtili ad tamlaması), çamur derya + sı (Belirtisiz ad tamlaması), kardeş + im + in doğum gün + ü (Zincirleme ad tamlaması)

6. Adlar sahip oldukları özelliklere göre kendi içinde bölümlere ayrılarak adlandırılmaktadır. Bunlar oluşlarına göre adlar, verilişlerine göre adlar ve sayılarına göre adlar olmak üzere üç başlıkta incelenmektedir:

a. Oluşlarına göre adlar: Bunlar karşıladıkları kavramların oluşuna göre somut adlar ve soyut adlar şeklinde adlandırılmaktadır.

i. Somut adlar, duyu organlarımızla görüp kavrayabildiğimiz ve tabiatta madde olarak var olan nesne ve varlıkların adlarıdır: su, hava, ağaç, insan, kedi, masa vb.

ii. Soyut adlar ise, görünürde madde olarak var olmayan, duyu organlarımızla kavranamayan, ancak zihnimizde ve tasavvurumuzda var olan kavramlara ve niteliklere karşılık olan adlardır: saygı, öfke, iyilik, düşünce, mutluluk, doğruluk, zekâ vb.

b. Varlıkların Verilişlerine Göre Adlar: Bu çeĢit adlar özel adlar ve tür adlarıdır.

i. Özel ad, kendisinden başka benzeri olmayan, yaradılışta tek olan adlardır. Kişi adları, kurum – kuruluş adları, kitap, dergi, gazete adları, yer adları (ülke, şehir, kıta, bölge, mahalle, sokak, cadde), ulus adları, dil adları, din ve mezhep adları, coğrafi yer adları, özel adlardır. Tümce içerisinde özel adların ilk harfi büyük yazılmalıdır. Özel adlardan sonra gelen çekim ekleri ise kesme imiyle ayrılmaktadır.

→ Bütün eşyaları Hasan’a vermemi istedi.

→ Mavi sularıyla Ege Denizi turistlerin gözdesi olmuştu.

ii. Tür adı ise, aynı türden varlıkları gösteren sözcüklerdir. Özel adlardan farklı olarak tek bir varlığı veya nesneyi göstermemekte, aynı türden olan tek varlıkların birini, bir bölümünü ya da tümünü göstermektedir. Vücut parçaları, akrabalık adları, hayvan ve bitki adları, araç adları, tür adları içerisinde yer alan adlardır: gövde, mide, dayı, kuĢ, tabak, çiçek vb.

c. Varlıkların Sayılarına Göre Adlar: Adlar varlıkların sayılarına göre, tekil adlar, çoğul adlar ve topluluk adları olmak üzere üç türlüdür:

a. Tekil adlar, varlığın veya nesnenin sayı bakımından tek olduğunu bildiren adlardır: çanta, gazete, göl, koltuk vb.

b. Çoğul adlar, +lAr çokluk ekinin ada getirilmesiyle varlığın veya nesnenin sayıca çok olduğunu ifade eden adlardır: çocuk + lar, dergi + ler, koltuk + lar vb.

c. Topluluk adları ise, biçim bakımından tekil olmasına rağmen anlam bakımından çokluğu gösteren adlardır: sürü, ordu, takım, demet, meclis vb.

7. Türkçede kimi adlar gösterdikleri kavram dolayısıyla eril ya da diĢil sayılmaktadır. Birçok dilde cins ayrımı çoğunlukla ada gelen eklerle veya ad, sıfat ve adıl gibi sözcük türlerindeki artikellerle ifade edilmektedir. Ancak Türkiye Türkçesinde adlarda cinsiyet belirtilmesine iliĢkin biçim eki ya da biçim bulunmaktadır. Fakat cins ayrımı çoğu zaman “kız, erkek, kadın” gibi sözcüklerle sağlanmaktadır. Bununla birlikte akrabalık adlarında, hayvan adlarında ve yine aynı tür içinde yer alan hayvan adlarında da ayrı sözcükler kullanılarak varlığın eril ya da diĢil olduğu belirtilmektedir:

→ kız öğrenci, erkek çocuk, kız kardeş, anne – baba, teyze – dayı, hala – amca, dişi kuş, erkek ayı, tavuk – horoz, koyun – koç gibi.

Yapı Bakımından Adlar: Adlar, dilde kullanım esnasında yapı bakımından farklı özellikler gösteren sözcüklerdir. Ekli, eksiz veya bir başka sözcükle birleşmiş olarak değişik şekillerde biçimlenmektedir. Türkiye Türkçesinde yalın ad, türemiş ad ve bileşik ad olmak üzere bölümlenen bu türün yapı özellikleri ise şöyledir:

1. Yalın Ad: Türkçe dil bilgisi kitaplarında “yalın adlar” veya “basit isimler” olarak da adlandırılan, kök halindeki adlardır: göz, akıl, çiçek, insan, dost, öfke, iki, siyah gibi. Bunlar yapım eklerini almamasına rağmen, adın yalınlığını bozmadığından çekim eklerini alabilmektedir:

→ anne+m, kuş+lar, ev+de, ağaç+ı, araba+sı vb.

2. Türemiş Ad: Ad veya eylem kök ve gövdesine çeşitli yapım eklerinin getirilmesiyle biçimlenmiş yeni anlamlı adlardır. Bu yapısıyla yeni bir kavramı karşılayan tür, addan ad ya da fiilden ad olmak üzere iki şekilde türetilmektedir:

a. Addan türeyen adlar: kitap+çı, göz+lük, baş+kan, sol+ak, yer+li, iş+siz, Türk+çe, vatan+daş, parıl+tı, yok+sul vb.

b. Eylemden türeyen adlar: düşün+ce, bul+gu, oku+mak, yaz+ma, anla+y+ış, gör+üş, bak+ış, aç+ı+k, giy+im, ürk+ek, der+gi, böl+ge, bil+gin vb.

3. Bileşik Ad: Bileşik adlar, birden çok sözcüğün bir araya gelip kaynaşması, kalıplaşması sonucu ortaya çıkan ve yeni bir kavramı veren adlardır. Birleşik adlar olarak da ifade edilen bu adların yapılanışı çeşitli şekillerde gerçekleşmektedir. Bunlar:

a. Anlam kaybolması yoluyla oluşan bileşik adlar: Bu çeşit bileşik adların kuruluşunu sağlayan sözcüklerden biri veya her ikisi kısmen ya da tamamen gerçek anlamını kaybetmektedir.

→ hanım + eli → hanımeli

→ kara + dut → karadut

b. Ses veya hece kaybolması yoluyla oluşan bileşik adlar: İki sözcüğün birleşmesi sırasında ses veya heceler düşmesi yoluyla oluşmuş adlardır.

→ cuma+ertesi → cumartesi

→ sütlü+aş → sütlaç

c. Eylem veya eylemsilerle oluşan bileşik adlar: Bileşik adı oluşturan sözcüklerden biri veya her ikisinin eylem ya da eylemsilerle meydana getirdiği bileşik ad çeşididir.

→ gece+kondu → gecekondu

→ uyur+gezer → uyurgezer

Anlam Bakımından Adlar: Adlar, Türkiye Türkçesinde anlamlı sözcüklerdendir. Bu sözcükler hem tümce dıĢında hem de tümce içinde çeşitli anlamlara sahiplerdir. Bu sebeple geleneksel dil bilgisinde anlamın ölçüt alındığı tür sınıflandırmalarında “Anlamlı Sözcükler” başlığı altında incelenmektedir.

Türkçedeki diğer sözcükler gibi adlar da metin içerisinde çok farklı anlamlarda kullanılabilmektedir. Bu farklı anlamlar dil bilgisi kitaplarında gerçek anlam, yan anlam ve mecaz anlam olarak ifade edilir.

Gerçek anlam, adın sözlükteki ilk anlamı olup, “asıl anlam” veya “temel anlam” olarak da adlandırılmaktadır. Yan anlam, adın gerçek anlamına bağlı kalarak kazandığı yeni anlamlardır. Mecaz anlam ise, adın gerçek anlamından bağımsız olarak benzetme, ilişkilendirme ve çağrışım yoluyla elde ettiği anlamlardır.

Adın sahip olduğu bu anlamlar Türkçe dil bilgisinde çeşitli kullanım biçimleriyle meydana gelmektedir. Bu kullanım biçimlerinden biri adın doğrudan anlam yönüyle ilgili olan anlam değişmeleridir. Diğeri ise adın anlamını değişikliğe uğratan eklerdir. Dolayısıyla adın anlam yönünü iki alt başlık altında incelemek mümkündür:

1. Anlam Değişimleri: Adlarda yan anlamları oluşturan anlam değişmeleri; anlam genişlemesi, anlam daralması, anlam iyileşmesi, anlam kötüleşmesi ve güzel adlandırma olarak birbirinden farklı biçimlerde kendini gösterir. Böylece var olan adlar yeni birer sözlük değeri kazanır. Ada yeni anlamlar yükleyen sözü edilen bu anlam değişmeleri ise şunlardır:

a. Anlam Genişlemesi: Anlam genişlemesi türündeki değişme, anlam kapsamı dar olan bir adın, zamanla ilgili bulunduğu kavram alanı içinde yayılarak daha geniş, daha genel bir anlam kazanmasıdır. Ad bu yolla somut iken soyut, soyut iken somut bir anlam ifade eder. Örneğin göz sözcüğü gerçekte bir görme organı iken benzetme ve anlam genişlemesi yoluyla birtakım yan anlamlar yüklenir:

→ çekmecenin gözü, kalp gözü, göz atmak gibi.

b. Anlam Daralması: Adın bu yolla, sahip olduğu kavramlardan bir ya da bir kaçını kaybederek kavram alanını daraltması durumudur. Türkçedeki oğlan sözcüğü bu şekilde anlam değişikliğine uğramış bir sözcüktür. Eskiden kız ve erkek çocukları için kullanılan bu sözcük zamanla anlam daralmasına uğrayarak bugün sadece erkek çocuklarını belirtmede kullanılmaktadır.

c. Anlam İyileşmesi: Ada yeni anlamlar kazandıran anlam iyileşmesi, kötü anlamlı bir sözcüğün zamanla iyi anlama dönüşmesidir. Eski Türkçedeki “ıstırap, eziyet, mihnet” anlamına gelen “emek” sözcüğü bu duruma en iyi örnektir. Bu sözcük bugün Türkiye Türkçesinde “herhangi bir iş için gösterilen özen, harcanan beden ve kafa gücü” anlamına gelmektedir.

d. Anlam Kötüleşmesi: İyi anlamlı bir adın zamanla kötü bir anlam ifade etmesiyle oluşan sözcüğün yeni anlamıdır. Örneğin kadın sözcüğü Eski Türkçede “kraliçe, kağan hanımı, hanımefendi” anlamlarında kullanılırken, bugün Türkiye Türkçesinde “dişi cinsten insan, evlerde çalıştırılan hizmetçi” anlamını ifade etmektedir.

e. Güzel Adlandırma: Anlamı iyi olmayan, yadırganan, tiksindiren veya hoş karşılanmayan bir kavramın veya varlığı karşılayan adın yerine bir başka adın kullanılması durumudur: Verem yerine ince hastalık, Domuzlu yerine Denizli, Kokaryalı yerine, Güzelyalı, kertenkele yerine gelinkız denmesi gibi.

2. Ek yardımıyla Meydana Gelen Anlam Değişmeleri: Türkçede ekler ulandığı sözcüğe sadece görev yüklemezler. Çoğu zaman görev ve anlamı bir arada sağlayan ekler adlara da aynı durumda eklenirler. Böylece ada gelen eklerden bazıları adı görevli hale getirirken, bazıları da adın anlamını da genişletmiş ya da daraltmış olurlar. Adın anlamında değişiklik yaratan Türkçedeki eklerden bazıları şunlardır:

a. Küçültme Ekleri: +CIk / +CUk, +cAk, +cAğAz, +cAğIz

Küçültme ekleri ada gelerek adın anlamında küçültme ve miktarda azlık bildiren eklerdir. Ancak bu ekler kimi zaman sevgi, şefkat ve acıma anlamları da ifade etmektedir.

→ Elindeki kitapçıkları masanın üzerine dizdi. (Küçültme)

→ Şişede azıcık bir su vardı. (Miktarda azlık)

→ Yavrucağız ne yaptığını bilmez hâlde ortalıkta dolanıyordu. (Acıma)

→ Mektubuna sevgili anneciğim ve babacığım diyerek başlamıştı. (Sevgi)

b. Çokluk Eki: + lAr

Bir işletme eki olan çokluk eki Türkçe dil bilgisinde genel olarak varlığın sayıca çok olduğunu göstermek amacıyla kullanılmaktadır. Fakat kimi zaman bu ekin dilde farklı anlamları da ifade ettiği örneklerine rastlamak mümkündür. Söz gelimi cins adlara geldiğinde adın anlamını güçlendirir veya ada abartma anlamı katar. Bunun yanı sıra saygı ve nezaket anlamında da kullanılır.

→ Çocukcağız ateşler içinde yanıyordu. (Abartma)

→ Sayın müdürümüzün himayeleri altında korunmaktadır. (Saygı)

c. Eşitlik Eki: + CA

Eşitlik eki, Türkçe dil bilgisi kitaplarında adın durum eklerinden biri olarak incelenir. Eklendiği ada ise benzerlik, abartma, görecelik anlamları katar:

→ Bakışları korkunç ve düşmancaydı. (Benzerlik)

→ Sanki aylarca gün yüzü görmemiş gibiydi. (Abartma)

→ Söylenenler kanımca doğru değil. (Görecelik)

İşlev Bakımından Adlar: Adlar, geleneksel dil bilgisinde varlıkları karşılayan işlevli sözcüklerdir. Öncelikle nesneleri ve kavramları tanıtmak amacıyla kullanılan tür, üstlendiği işlevler sayesinde daha belirgin hale gelmiştir. Bu nedenle Türkiye Türkçesindeki bazı tür sınıflandırmalarında “görevli sözcüklert” başlığı altında değerlendirilir.

Adın işlevselliği Türkçe dil bilgisi kitaplarında sözcüklerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler olarak açıklanmaktadır. Söz gelimi Ergin ve Paçacıoğlu, “sıfat, zamir, zarf” türündeki sözcüklerin adın farklı kullanımlarından kaynaklandığını ifade etmişlerdir (Ergin, 1997:216; Paçacıoğlu, 1987:62). Hepçilingirler ise, “sıfat, belirteç, adıl, ilgeç, bağlaç, ve ünlem”‘in adın dilsel görevleri olduğunu dile getirmiştir (Hepçilingirler, 2006:109-110). Ancak türün dil içindeki işlevi diğer türlerin oluşumunu sağlamakla sınırlı değildir. Aynı zamanda tümce içinde ad çekim ekleri ile ulanarak daha farklı görevler de yüklenmektedir. Genel olarak sözcüklerle ilişki kurma, tümcenin öğesi olma ve ad tamlaması oluşturma vazifelerini gören adların Türkiye Türkçesindeki etkinliklerini şu şekilde sıralamak mümkündür:

1. Adlar sözcüklerle olan münasebetlerinden dolayı sıfat, adıl ve belirteç görevinde kullanılırlar. Bunlardan bir adın nitelik ve niceliğini bildirme görevine sıfat, bir adın eylemle iliĢkili nitelik ve niceliğini bildirme görevine belirteç, bir adın yerine geçme görevine ise adıl denir.

→ Her gün çok iş yaptığından şikâyetçi. (Sıfat işlevinde)

→ Kızını çok az özlüyormuş. (Belirteç işlevinde)

→ Ona bu konuda güvenmiyorum. (Adıl işlevinde)

2. Ad durum eklerini alarak tümcenin ögesi olma görevini üstlenir. Yalın durum, belirtme durumu; yönelme durumu; bulunma durumu; çıkma durumu; vasıta durumu, eşitlik durumu ve ilgi durumu olmak üzere kendi içindeki bölümleri, ad durumları ve yüklediği işlevler şunlardır:

a. Yalın Durum: Adın anlam bakımından tümce içerisindeki bağımsız durumudur. Eksiz olarak kullanımın yanı sıra çoğul ekli veya iyelik ekli kullanımı da mevcuttur. Ad bu durumda iken özne veya nesne vazifesini görür.

→ Kapılar ardına kadar açıktı. (Özne)

→ Duvar maviye boyanmış. (Nesne)

b. Belirtme Durumu (+I / +U): Geçişli fiille kurulan bir cümlede, adın yapılan eylemden etkilendiğini anlatan durumdur. Ad bu durumda iken tümcenin nesnesi olma görevini yerine getirir:

→ Birkaç odun parçasıyla şöminedeki ateşi güçlendirdi.

→ Bütün eskileri bir çuvala doldurdu.

c. Yönelme Durumu (+A): Eylemin, hareketin yöneldiği yeri, yönünü gösteren ad durumudur. Tümce içinde dolaylı tümleç işlevinde kullanılır.

→ Bütün bildiklerini öğrencilere anlattı.

→ Sarsıntı geçmeden kendini sokağa attı.

d. Bulunma Durumu (+dA, +tA): Eylemin yapıldığı yeri belirten ad durumudur. Ad bu durumda dolaylı tümleç görevini üstlenir:

→ Anahtarını unutunca kapıda kaldı.

→ Yüzünde çocukluktan kalma bir iz vardı.

e. Çıkma Durumu (+dAn, +tAn): Eylemin gösterdiği oluş ve kılışın kendisinden uzaklaĢtığını gösteren ad durumudur. Adın bu durumu dolaylı tümleç vazifesi görür. Ancak çıkma ad, durum eki eylemin yapılış sebebini, zamanını veya miktarını belirtirse zarf tümleci görevini yüklenmektedir:

→ Sabaha karşı dışarıdan büyük bir gürültü geldi. (Dolaylı tümleç)

→ Çorbadan iki kaşık aldı ve masadan kalktı. (Dolaylı tümleç)

→ Hastalandığından okula gidemedi. (Zarf tümleci)

→ Dün sabahtan yola çıkmışlar. (Zarf tümleci)

f. Vasıta Durumu (+y)lA): Birliktelik veya araç ilgisi ifade eden ad durumudur. Tümce içerisinde edat tümleci işlevinde kullanılır:

→ Hafta sonu arkadaşlarıyla sinemaya gidecek. (Birliktelik ilgisi)

→ Bu sabah uçakla İzmir‘e gitti. (Araç ilgisi)

g. Eşitlik Durumu (+CA): Nitelik açısından benzerlik, eşitlik ve görelik ifade eden ad durumudur. Çoğu zaman gibi edatına koşut bir işlev görür.

→ Dünkü tartışmadan sonra dostça bir tavır sergiledi. (Benzerlik)

→ Boyunca çocukları vardı. (Eşitlik)

→ Bence bugün yağmur yağacak. (Görelik)

h. İlgi Durumu (+In / +Un, +nIn / +nUn): Adın ait olma durumunu gösteren ilgi durumu tümce içerisinde üç farklı görevde kullanılır: “1. İki adı birbirine bağlayarak ad tamlaması kurar, 2. Zamirleri bazı edatlara bağlar, 3. Bildirme ekiyle (-dIr / -dUr, -tIr, -tUr) birlikte kullanılarak adları fiile bağlar.”

→ Kapının kolu elinde kaldı. (Ad tamlaması)

→ Bugüne kadar senin gibi birini görmedim. (Adılları ilgeçlere bağlama)

→ Bu iş senindir. (Bildirme ekiyle adları eyleme bağlama)

3. Kavramları ve nesneleri gösteren adlar, çokluk ekini (+lAr) alarak varlığın nicelik bakımından birden fazla olduğunu göstermektedir: masa + lar, çocuk + lar, çiçek + ler, göl + ler, insan + lar, fikir + ler gibi.

4. Ad, çekim eklerinden iyelik eklerini alarak varlığın kime, kaçıncı kişiye ait olduğunu belirtir. Ad, sahiplik ifade eden iyelik ekleriyle her şahsa göre ayrı şekilde çekime girer:

→ Birinci tekil kişi: ev+i+m, okul+u+m, dünya+m, araba+m

→ İkinci tekil kişi: kitab+ı+n, gölge+n, ağac+ı+n

→ Üçüncü tekil kişi: ceket+i, anne+si, mesleğ+i, saç+ı, kapı+sı

→ Birinci çoğul kişi: cesaret+i+miz, dergi+miz, hatıraları+mız

→ İkinci çoğul kişi: aile+niz, ülke+niz, göz+ler+i+niz

→ Üçüncü çoğul kişi: ayak+ları, gözlük+leri, Ģiir+leri

5. Anlam ve biçim bakımından bir araya gelen adlar, karşıladığı kavramı daha açık daha ayrıntılı verebilmek için tamlama kurmaktadır. Adların kurduğu bu tamlama Türkçe dil bilgisi kitaplarında genellikle “ad tamlamaları” veya “isim tamlamaları” olarak ifade edilir.

Tamlamalarda tamlayan (belirten) ve tamlanan (belirtilen) olmak üzere iki öge vardır (Bilgin, 2006:187). Ad tamlamaları bu ögelerin ek alıp almamasına göre kendi içinde çeşitlenmektedir. İlköğretim ve ortaöğretim kurumlarında okutulan bazı Türkçe ders kitaplarında, bu çeşitlilik dört başlıkta sınıflanmaktadır. Bunlar “belirtili ad tamlaması”, “belirtisiz ad tamlaması”, “takısız ad tamlaması” ve “zincirleme ad tamlaması” şeklinde anlatılır (Budak ve diğ., 2000:171) . Fakat bazı Türkçe dil bilgisi yapıtlarında ad tamlamalarının ikiye veya üçe bölümlendiği de görülür. Bu farklı bölümlemelerin sebebi ise, takısız ad tamlaması ve zincirleme ad tamlamasından kaynaklanmaktadır.

Geleneksel dil bilgisindeki tanımlamalarda tamlayanı ve tamlananı ek almayan şeklindeki “takısız ad tamlaması” bazı dilciler tarafından onaylanmamaktadır. Bilgin (2006:198-199) ve Hepçilingirler (2006:72-73) tamlayan ögesi niteleme görevi yapan bir sözcüğün ad değil, “sıfat” olacağını belirtmişlerdir. Bu nedenle takısız ad tamlaması olarak ifade edilen tamlama çeşidinin “sıfat tamlaması” adı altında yer alması gerektiğini savunmuşlardır.

6. Adlar bir varlığı veya nesneyi gösterme dışında bir oluşu, kılışı veya durumu gösterme vazifesi de görmektedir. Türkçede bu görevdeki ad eylemlere getirilen –mAk –mA, -IĢ/-UĢ yapım ekleri ile kurulmakta ve “eylemlik” adını almaktadır. Bunlar kimi zaman tamlama oluşturma, kimi zamanda ad durum eklerini ve ekeylemi alarak tümcede çeşitli işlevler yüklenmektedir:

→ gör – üş, oku – mak, yetin – me, anlay – ış, yay – mak, hızlan – ma vb.

7. Ad, tabiattaki canlı ve cansız varlıklar tarafından çıkarılan çeşitli seslerin dile aktarımını sağlamaktadır. Bu fonksiyondaki adlar dil bilgisinde yansımalı (ses taklidi) adlar olarak ifade edilmektedir:

→ vız, çat, cız, şıp, tak, pat gibi.

Adlar, varlık ve nesnelerin yalnız kendisini değil sayı ve miktarlarını da bildirmektedir. “Sayı adı” olarak isimlendirilen bu çeĢit ad, niteleme görevinde kullanıldığında sıfat adını kazanmaktadır.

Ayrıca Hepçilingirler zincirleme ad tamlamasını da yok saymıştır. Zincirleme ad tamlamasını bir ad tamlamasının başka bir ad tamlaması içinde tamlayan ya da tamlanan görevine girmiş biçimi olarak açıklar.

Bu çalışmada ise, incelenen dil bilgisi çalışmalarından da hareketle ad tamlamalarının “belirtili ad tamlaması”, “belirtisiz ad tamlaması” ve “zincirleme ad tamlaması” olmak üzere üç alt başlıkta incelenmesi uygun görülmüştür:

a. Belirtili Ad Tamlaması: Belirtili ad tamlaması, tamlayan ve tamlanan ekinin ulandığı tamlama çeşididir. Bu tamlamada tamlayan, ilgi ad durum ekini (+In/+Un, +nIn/ +nUn) alırken; tamlanan iyelik ekini (+I/+U, +sI/+sU) almaktadır. Böylece tamlayan tamlanan hakkında daha kesin bilgi iletmiş olur:

→ Zeytin+in çekirdek+i, Okul+un bahçe+si, Başak+lar+ın boy+u, merdiven+in baş+ı gibi.

b. Belirtisiz Ad Tamlaması: Belirtisiz ad tamlaması, yalnız tamlananın ek aldığı tamlayanın ise yalın durumda bulunduğu tamlama çeşididir. Bu tamlamada tamlayan genel bir kavramı karşılayarak tamlananın türünü belirtir:

→ ders kitap+ı, insan sevgi+si, gül yaprak+ı, meyve su+y+u, el örgü+sü, kuş yuva+sı gibi.

c. Zincirleme Ad Tamlaması: Zincirleme ad tamlaması, tamlayanı, tamlananı veya her ikisi de ad tamlaması biçiminde olan iç içe girmiş tamlama türüdür:

→ okul+un basketbol takım+ı, insanlar+ın çevre bilinç+i, süt şise+si+nin kapak+ı gibi.


Sıfatlar (Ön İsimler): Türkiye Türkçesinde adın niteleyicisi olarak bilinen sıfatlar hem kullanım hem de işlev bakımından önemli sözcük türlerinden biridir. Tek bir varlığı gösteren ada karşılık, sıfatlar varlığa ait birden fazla özelliği ifade etmektedirler. Bu yüzden sıfatların dil içindeki kullanım alanı oldukça geniştir.

Sıfatlar, adlarla kurduğu ilişkiden ve onların niteleyicisi olması bakımından da dil içinde önemli bir görev üstlenmektedir. Sıfatlar adlardan önce gelerek onları niteleyen, nasıl olduklarını gösteren veya çeşitli yönlerden belirten sözlerdir.

Bir adı nitelemesi ön koşuluyla sıfat olarak isimlendirilen bu sözcük türü, geleneksel dil bilgisinde ad soylu sözcükler arasında verilmekte ve aslında adın farklı bir kullanımı olarak kabul edilmektedir. Birbirleriyle kurdukları ilişkiler ve konumları onların türlerini belirlemede ölçüt olmaktadır. Bu yüzden sıfat gerçekte bir vasıf adı olarak değerlendirilmektedir. Ancak her adın bir sıfat olarak kullanılamayacağı da belirtilmektedir. Adla sıfat arasında esaslı bir fark olmadığını söyleyen Gabain aynı sözcüğün bazen ad bazen de sıfat olarak kullanılabileceğini ifade eder (Gabain, 1995:47).

Bağımsız bir tür olan ad bir kavram veya bir varlığı tek başına karşılayabilmektedir. Ancak sıfat böyle bir özelliğe sahip değildir. Sadece varlığı karşılayan ada bağlı olarak o varlıkla ilgili herhangi bir niteliği belirten sözcük türüdür. Bu türün varlık gösterebilmesi için bir adın önünde yer alıp o adı nitelemesi gerekmektedir, şarttır:

→ solgun yüzler, uzun yol, geniş ev, dar geçit, kapalı kapılar gibi.

Sıfatlar Türkçe dil bilgisinde adlarla birlikte kelime grubu içerisinde varlık gösterebilmektedirler. Bu kelime grubuna da sıfat tamlaması denmektedir. Tamlamada sıfat olan sözcüğe tamlayan, ad ise tamlama öğesidir. Bir sıfat tamlamasında bir sıfat birden fazla adı niteleyebildiği gibi, bir ad birden fazla sıfatla nitelenebilmektedir:

→ yana kaymış kadife soluk şapkası; o biçimsiz, daracık alnını

Sıfat tamlamalarında tamlayan ve tamlanan arasındaki iliĢki ve dizilim Türkiye Türkçesinde kesin bir kalıba bağlanmaktadır. Hint-Avrupa dilleri içerisinde yer alan Fransızca ve Ġngilizce sözcüklerinde ise tamlayan öğesi durumunda da olan sıfat durumunda mutlaka addan önce gelerek o adı nitelemektedir. Bazı durumlarda özellikle de sıfat olarak kullanılan sözcük addan sonra gelmektedir (Aydın, 2004:7).

Sözcüğe sıfat görevi kazandıran da sözcüğün grup içerisindeki yeridir. Fransızcadaki niteleme sıfatları (L‘adjectif Qualificatif) her zaman isimlerden sonra kullanılmaktadır. İngilizcede de Türkiye Türkçesi dil bilgisinden farklı olarak sözcüğün sıfat adını alması tek bir kurala bağlı değildir. Bazı sıfatlar sadece ismin önünde bulunsa da birçok sıfat, hem ismin önünde hem de ismin sonunda yer alabilmektedir (Can ve Kilimci, 2003:417-464).

Örneğin ill, well ve a ile başlayan afraid, alone alive vb. sıfatlar ismin önünde kullanılamazlar. Sıfatın addan önce kullanılması durumu Türkiye Türkçesinde sadece “unvan sıfatları” olarak adlandırılan kişinin konumunu, mesleğini, cinsiyetini bildiren sıfatlar için geçerlidir:

→ Doktor Ahmet Bey, Onbaşı Mehmet Güney gibi.

♣ Sıfat tamlamasını oluşturan sıfat (tamlayan) ve ad (tamlanan) Türkiye Türkçesinde yer değiştirecek olursa, sözcük sıfat olma özelliğini kaybetmektedir. Buna ek olarak çoğu kez ekeylem de alarak bir ad tümcesi oluşturmaktadır (Atabay, Özel ve Kutluk, 1976:72).

Sıfatları adlardan ayıran bir başka özellik, sıfatların iyelik, çokluk ve ad çekim eklerini almamasıdır. Ancak bazı durumlarda çekim eki olma özelliğini kaybeden ad durum ekleri sıfatlara eklenerek sıfat tamlaması oluşturmaktadır. Çıkma ifade eden ad durum eki “+dAn/+tAn”, asıl görevinden uzaklaşıp eklendiği sözcüğe soyut bir anlam kazandırarak, sıfat tamlaması kurmaktadır:

→ su+dan bahane, ateş+ten gömlek, felek+ten bir gün gibi.

Sözü edilen istisnai durumlar dışında sıfatlar ancak önündeki addan ayrıldıkları zaman çekim eklerini almaktadırlar. Fakat bu durumda sözcük sıfat olma özelliğini kaybetmiş ve adlaşmıştır.

Yapı Bakımından Sıfatlar

Türkiye Türkçesinde sıfatlar yapı bakımından genellikle 1. Basit sıfatlar, 2. Türemiş sıfatlar, 3. Birleşik sıfatlar olmak üzere üç başlık altında incelenirler. Ancak Korkmaz, sıfatların yapılarıyla ilgili daha ayrıntılı sınıflandırma yapmış ve sıfatları, “1. Basit (yalın) sıfatlar, 2. Türemiş sıfatlar, 3. Birleşik sıfatlar, 4. Pekiştirme sıfatları, 5. Kelime grubundan oluşan sıfatlar” olmak üzere beş alt gruba ayırmıştır (Korkmaz, 2003:340).

Korkmaz‘ın sınıflaması diğer dil bilgisi çalışmalarında ortaya konulan ortak mevcut sınıflandırmanın yetersiz olduğunu düşündürmektedir. Söz gelimi çoğu dil bilgisi kitabında sadece anlam ve görevi bakımından değerlendirilen pekiştirme sıfatları, diğer sıfat çeşitlerinden biçimsel olarak farklılıklar göstermektedir. Ön ekin olmadığı Türkçe dil bilgisinde pekiştirme sıfatının yapılışı bu bakımdan istisnai bir durum teşkil eder. Dolayısıyla pekiştirme sıfatlarının basit, türemiş veya birleşik sıfatların içerisinde yer almaması olağan bir tutumdur. Ancak bu sıfat çeşidinin yapı farklılığı onun ayrı bir alt başlık olarak değerlendirilmesini gerekli kılar. Bunun yanı sıra Korkmaz, “kelime grubundan oluşan sıfatlar” ayrımıyla da üçlü yapısal sınıflandırmanın eksikliğini vurgulamaktadır. Bu sebeplerden dolayı çalışmanın bu kısmında Korkmaz‘ın yapı sınıflandırmasının temel alınması uygun görülmektedir.

1. Basit Sıfatlar: İncelenen dil bilgisi çalışmalarında benzer şekillerde tanımlanan basit sıfatlar, yapım eki almamış kök halindeki sıfatlardır:

→ bir kişi, şu ev, boş oda, yün kazak, geniş alan, mavi deniz gibi.

2. Türemiş Sıfatlar: Bu sıfatlar, ad ve fiil kök veya gövdelerine yapım eklerinin getirilmesiyle oluşturulmuş sıfatlardır. Kendi içerisinde adlardan yapılan sıfatlar ve eylemlerden yapılan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılmıştır:

a. Addan Türeyen Sıfatlar: Bu sıfatlar ada aĢağıda sıralanmış olan belirli yapım eklerinin getirilmesiyle kurulur: “+lI / +lU, +LIk / +lUk, +cI / +cU, +sIz / +sUz, +cA, +cIk / +cUk, +cIL / +cUl, +sI / +sU, +(I)msI / +(I)msU, +(I)mtırak, +sIn, +mAn, +rAk, +Ar / +sAr, +(I)ncI / +(U)ncU, +(I)z / +(U)z, +sAl.” Görevleri bakımından sıfatlar alt başlığında değinildiği gibi önünde bulunduğu ada çeşitli işlevler yüklerler:

→ köylü kadın, sıcacık çorba, birer yıl, yazlık ev, bencil insan, ikinci kat, simitçi çocuk, çocuksu hareketler, ikiz kardeş, cansız varlıklar, acımsı tat, bilimsel makale, kabaca davranış, ekşimtırak elma, gözde arkadaş, sarışın kadın gibi.

b. Eylemden Türeyen Sıfatlar: Bu yapıdaki sıfatlar eyleme belirli yapım eklerinin getirilmesiyle kurulmuş sıfatlardır. Bu eklerden bazıları kalıcı sıfatlar türetirken, bazıları da “sıfat-fiil” eklerini alarak geçici sıfatlar türetir. Sözü edilen bu ekleri şu şekilde sıralamak mümkündür:

Kalıcı sıfat yapan ekler:

i. -(A)k: parlak güneş

ii. -(I)k / -(U)k: çatık kaş

iii. -GAn: çalışkan öğrenci

iv. -AgAn / -AğAn: olağan işler

v. -GIn / -GUn: kızgın tencere

vi. -I / -U: kurul-u düzen, dikil-i arazi, sayıl-ı gün

vii. -mA: yap-ma çiçek, kar-ma sınıf, süz-me bal

viii. -(I)nç: kork-unç film, gül-ünç durum, sev-inç belirtileri

Geçici sıfat yapan ekler:

ix. -DIk / -DUk: tanı-dık insanlar, bil-dik sorular, olma-dık işler

x. -mIŞ / -mUŞ: geç-miş günler, kuru-muş yapraklar, bozul-muş yiyecekler

xi. -An: gül-en yüzler, konuş-an öğrenciler, yağ-an yağmur

xii. -r, -Ar, -Ir / -Ur: yaz-ar kasa, koş-ar adım, uyu-r gez-er adam

xiii. -mAz: çık-maz sokak, aşıl-maz engeller, bit-mez tüken-mez işler

xiv. -AcAk: anlatıl-acak konu, uyul-acak kurallar, izlen-ecek yöntem

xv. -IcI: yan-ıcı madde, geç-ici görev, sat-ıcı adam vs.

3. Bileşik Sıfatlar: Bileşik sıfatlar iki sözcüğün anlam kaynaşması veya eklerle birleşmesi sonucunda biçimlenmiş sıfat görevinde kullanılan yapılardır. Tanımdan da anlaşılacağı üzere bu sözcük (sıfat) aslında bileşik addır. Zira bazı dil bilgisi kitaplarında sadece bileşik adlar veya bileşik sözcükler olarak verilmiştir. Bunun yanı sıra “birleşik sıfatlar” teriminin “bileşik sıfatlar” şeklinde terimlendirilmesi de konuyla ilgi ayrımın yaşandığı bir başka noktadır. Bu çalışmada ise, daha önce bileşik adlar konusunda belirtildiği gibi bileşik sıfatlar terimi kullanılması tercih edilmiştir.

Bileşik sıfatlarla ilgili bir başka konu ise, bu sıfatların farklı biçimlenme yöntemleridir. Yine tanımdan hareketle bileşik sıfatları oluşumları bakımından iki alt başlıkta değerlendirmek mümkündür. İncelenen çoğu dil bilgisi kitaplarında da ikiye bölümlendiren anlatımlar söz konusudur: “a. Anlamca kaynaşmış birleşik sıfatlar, b. Kurallı birleşik sıfatlar”. Ancak konuyla ilgili en ayrıntılı bilgi Korkmaz ve Ediskun tarafından verilmiştir. Sözü edilen bu bileşme biçimleri de şunlardır:

a. Anlamca Kaynaşmış Bileşik Sıfatlar: Bu sıfatlar anlam kaynaşmasıyla oluşmuş birleşik sözcüklerin sıfat görevi yapanıdır. Sıfat görevi üstlenmiş bu sözcükler gerçek anlamlarını yitirdiklerinden bitişik yazılmaktadır. Aynı zamanda bu sözcükler iki ismin, iki eylemin veya bir adla bir eylemin (eylemsi) birleşmesinden oluşmuş bileşik sözcüklerdir:

→ canciğer arkadaş (ad+ad)

→ varyemez adam (ad+eylem

→ uyurgezer çocuk (eylem+eylem)

b. Kurallı Bileşik Sıfatlar: Sıfat tamlamasına belirli yapım ve çekim eklerinin getirilmesiyle biçimlenmiş sıfatlardır:

• Sıfat tamlamasında tamlanan öğeye –LI/-lU/-sIz yapım eklerinin getirilmesiyle oluşan kurallı birleşik sıfatlar:

→ boy-lu adam, mavi kapı-lı ev, ince şerit-li desen

• Sıfatla adın yer değiştirdiği sıfat tamlamasında adın sonuna ad durum ekinin ulanmasıyla oluşan kurallı birleşik sıfatlar:

→ can-a yakın çocuk, çocuk-a düşkün anne.

• Sıfatla adın yer değiştirdiği sıfat tamlamasında adın sonuna –dan ad durum ekinin getirilmesiyle oluşturulmuş sıfatlar:

→ el-den düşme araba, yer-den bitme çocuk.

• Sıfatla adın yer değiştirdiği sıfat tamlamasında ada iyelik eki getirilerek oluşur:

→ ciğer-i yanık ana, gövde-si kısa ağaç.

4. Pekiştirme Sıfatları: Pekiştirme sıfatları bir varlığın nitelik bakımından üstünlüğünü ifade eden sıfat çeşididir. Bu sıfatın biçimlenişi Türkçede istisnai bir durum arz etmektedir. Çünkü Türkçede ön ek sadece pekiştirme sıfatlarında görülmektedir. Bunların biçimlenişi ise şu şekildedir: Öncelikle bir veya iki heceli bir niteleme sıfatının ilk ünlüsünden sonra getirilen m, p, r, s ünsüzleriyle biten bir hece oluşturulur. Oluşturulan bu hecede aynı niteleme sıfatının önüne eklenerek pekiştirme anlamı kazanır.

→ düz > dümdüz yol

→ temiz > tertemiz ev

→ taze > taptaze sebze

→ katı > kaskatı vücut

5. Sözcük Grubundan Oluşan Sıfatlar: Bu sıfatlar belirli kurallar doğrultusunda yan yana gelen çeşitli sözcük öbeklerinin sıfat görevinde kullanıldığı yapılardır. Sıfatın işlevini üstlenen başlıca sözcük öbekleri şunlardır:

a. Sıfat–Eylem Grubu Biçimindeki Sıfatlar: Bu sıfatlar “-An, DIk, -Ar, -mAz, mIĢ, -mUĢ, -AcAk” sıfat eylem ekleri ile kurulmuş ortaç grubunun sıfat görevinde kullanılmasıyla oluşmuştur:

→ aşınmaya yüz tutmuş duvarlar, incir çekirdeğini doldurmaz şeyler, doğanın sessizliğini bozacak bir gürültü, hayattan edindiği bilgiler, güzelce oturan öğrenciler gibi.

b. Tekrar Grubu Biçimindeki Sıfatlar: Bu gruptaki sıfatlar, ikilemelerin sıfat olarak kullanılmasıyla biçimlenmiş sıfatlardır:

→ salkım salkım üzümler, tıkır tıkır sesler, eğri büğrü yollar gibi.

c. İlgeç Grubu Biçimindeki Sıfatlar: Bu yapıdaki sıfatlar gibi, göre, kadar vs. ilgeçlerin, sıfat görevi üstlenmesiyle oluşmuş sıfatlardır:

→ çocuğa göre bir film, süt gibi beyaz, gökyüzü kadar mavi gibi.

d. Bağlaç Grubu Biçimindeki Sıfatlar: Bu biçimdeki sıfatlar “ve” bağlacı ile birbirine bağlanmış olan sözcük gruplarının sıfat görevinde kullanılmasıyla oluşmuştur:

→ demir kapılı ve beyaz badanalı ev, iyi ve kötü kişi gibi.

Anlam Bakımından Sıfatlar: Türkçede anlamın ölçüt alındığı tür sınıflamalarında sıfat bazı araştırmacılar tarafından anlamlı sözcükler başlığı altında değerlendirilmiştir. Sıfat olma görevini üstlenen sözcük, kendinden sonra gelen adla birlikte hem işlevsel hem de anlamsal bir bütünlük oluşturmaktadır. Atabay, Özel ve Kutluk, , sıfatın bu durumunu anlamları ve görevleriyle birbirlerine sıkı bir biçimde bağlı bir tür olduğunu açıklayarak ifade etmektedir (Atabay, Özel ve Kutluk, 1976:75). Korkmaz da sıfatın addan bağımsız bir şekilde tek başına kullanımını, yalın bir kavram olarak belirtmektedir (Korkmaz, 2003:333).

Sıfatları anlamlı sözcükler olarak kabul eden araştırmacılar, öncelikle bu türün, varlığın ayrıntıları ve özellikleri hakkında bilgi veren bir sözcük türü olduğunu ifade ederler. Bu görüşte olan Bozkurt, duyu organlarıyla tespit edilen bu özelliklerin de ancak sıfatların aracılığıyla aktarıldığını söylemektedir. Bu nedenle sıfatı, duyum alanını betimleyen ve ada anlam derinliği katan sözcükler şeklinde açıklamaktadır (Bozkurt, 1995:46).

Deny ise, adın tek başına manaca geniş olduğuna, sıfatla birlikte kullanımında anlamının daraldığına dikkat çekmektedir (Deny, 1941:222). Dolayısıyla sıfatların çoğunlukla anlam bakımında soyut (kızgın bakışlar), öznel ve kısıtlayıcı roller üstlenmiş sözcük türleri olduğunu söylemek mümkündür.

Sıfatın anlam yönüyle ilgili olarak farklı yaklaşımlar da söz konusudur. Örneğin Kononov‘un anlamları bakımından niteleme sıfatlarını “renk bildiren sıfatlar (ak, kara), kişinin ya da nesnenin en belirgin niteliğini sağlayan sıfatlar (iyi, fena, güzel), nesnelerin en belirgin anlaşılabilen niteliklerini anlatan sıfatlar (tatlı, acı, ekşi), yönelimini ya da zaman ilgilerini anlatan sözcükler (uzak, yakın, derin), fiziksel ya da bedensel niteliklerini anlatan sözcükler (kör, topal), ya da türlü anlamdaki sözcükler (yavaş, çabuk, boş)” biçiminde bölümlendirdiği ifade edilmektedir (Birin, 2001:34).

Kononov gibi sıfatların anlam bakımından çeşitli gruplarda incelenebileceğini savunan bir başka araştırmacı da Ergin‘dir. Ergin‘e göre vasıflandırma sıfatları, mana bakımından ikiye ayrılmaktadır. Bunlardan bir kısım sıfat nesne vasfını, bir kısım sıfat da hareket vasfını ifade etmektedir (Ergin, 1997:235).

Ancak sıfatların anlam yönü bu kadarla sınırlı değildir. Bazen sıfatın yapısında meydana gelen değiĢiklikler, bazen de farklı sözcük ve sözcük gruplarının sıfat görevinde kullanılması yöntemleri türe farklı anlamlar kazandırmaktadır. Sıfatın anlam bakımından güçlenmesini veya daralmasını sağlayan bu yöntemler ise Ģöyledir:

1. Türetme yöntemiyle anlam kazanmış sıfatlar: Türkçede niteleme sıfatları olarak adlandırılan sıfatlara çeşitli yapım eklerinin getirilmesiyle anlam kazanmış sıfatlardır. Bu sıfatlar ya pekiştirme anlamı, ya küçültme anlamı ya da sıfata eklenen yapım eklerine göre farklı anlamlar içerir.

Söz gelimi dil bilgisi kitaplarında pekiştirme sıfatları başlığı altında incelenen sıfatlar bu türden sıfatlardandır. Ünlü ile biten bir niteleme sıfatının ilk hecesinin sonuna “m,p,r,s” ünsüzlerinden biri getirilerek oluşturulan hece eklenerek yapılır. Böylece sıfat anlam yönünden güçlenerek önündeki ada da etki eder.

→ boş > bomboş çanta

→ beyaz > bembeyaz diĢler

→ uzun > upuzun yol

→ yeni > yepyeni mobilya

→ temiz > tertemiz sokak

Türetme yoluyla anlam kazanmış bir başka sıfat ise küçültme sıfatlarıdır. “+CA, +CAnA, + cAk, +cIk, +cUk, +sI, +sU, + msI, +msU, +mtırak ve +rAk” küçültme eklerinin sıfata eklenmesiyle biçimlenen sıfatlardır. Bu ekler ada ait niteliğin yani sıfatın anlatımında bir küçültme ve azaltma meydana getirir. Ancak bu küçültme eklerinden “+rAk” ekinin Türkçenin daha eski devrelerinde sıfata üstünlük anlamı kattığı ifade edilmektedir:

→ Atamdan yeğrek kayın ata, anamdan yeğrek kayın ana, {Dede Korkut})

→ kalınca bir kitap, sulucana bir yemek, büyücek bir ev, incecik elbise, çocuksu hareketler, mavimsi ceket, ufacık yüz, ekşimtırak elma gibi.

Bunlara ek olarak adlara “+LI, +lU, +lIk, +lUk, +cI, +cU, +çI, +çU, +sIz, +sUz” yapım eklerinin getirilmesiyle yapılanmış sıfatların türetme yoluyla çeşitli anlamlar ifade ettiğini anlatılmaktadır. Bu eklerin sıfatlara herhangi bir özelliği taşıma, bir yere veya bir şeye mensup olma, bir şeyin bollukla bulunduğunu yeri gösterme, kişilerin alışkanlıklarını veya nesnelerin belirgin özelliklerini gösterme, bir varlık veya nesnedeki eksikliği ifade etme anlamların taşıdığını söyler.

→ kokulu sabun (bir özelliğe sahip olma)

→ üniversiteli öğrenciler (bir yere ya da bir şeye mensubiyet)

→ ağaçlık bölge (bir şeyin bollukla bulunduğu yer)

→ inatçı çocuk (kişilerdeki alışkanlıklar)

→ tuzsuz yemek (bir nesne veya kişideki eksiklik)

2. Herhangi bir sözcüğün veya sözcük grubunun sıfat görevinde kullanılmasıyla anlam kazanmış sıfatlar: Türkçedeki bazı sözcük öbeklerinin veya edat, zarf gibi farklı türdeki bazı sözcüklerin sıfat görevinde kullanılmasıyla kurulmuş sıfatlardır. Bu sıfatlar anlam bakımından üstünlük, aşırılık, eşitlik veya benzerlik gibi çeşitli anlamlar ifade etmekte ve adı nitelemektedirler.

Örneğin sözcük öbekleri içerisinde incelenen ikilemeler sıfat görevini üstlendiklerinde varlığa ait niteliği güçlendirmektedir. Bunun yanı sıra aynı sözcüklerin kullanımıyla oluşturulan ikilemeler arasına getirilen soru edatı da anlamı kuvvetlendirmektedir:

→ irili ufaklı taşlar, büyük büyük yapılar, yalan yanlış cevap, çıtır çıtır simit gibi.

Yine sözcük öbekleri içerisinde değerlendirilen edat grupları da sıfat görevinde kullanıldıklarında çeşitli anlamlar ifade eder. Korkmaz, bu konuyla ilgili olarak “gibi” ve “kadar” ilgeçleriyle kurulan sıfat tamlamalarında sıfatın, iki varlık veya nesne arasındaki niteliğin anlam bakımından benzerlik ve çeşitlilik ifade ettiğini belirtilmektedir:

→ buz gibi soğuk, kuş kadar hafif, taş gibi sağlam, çocuklar kadar hür gibi.

Sözcük öbekleri dışında sıfat görevinde kullanılan bazı sözcükler de önünde kullanıldığı adın anlamını kuvvetlendirirler. Daha, pek, en çok sözcükleri de bu türden sözcükler olup aşırılık ve çokluk anlamı taşımaktadır:

→ çok ürün, daha iyi, pek kalabalık, en zor gibi.

Zira sıfatlar, ya mutlak durumlarıyla anlamlı ve görevli ya da değişik biçimlerde çeşitli anlamlara sahiptirler. Bu anlamlarından bazıları sözcüğün anlamında kullanılan mutlak anlamlar olsa da bazıları sözlük anlamı dıĢında anlam ifade eden geçici anlamlardır.

İşlev Bakımından Sıfatlar: Türkiye Türkçesinde sıfatlar ad soyundan anlamlı ve görevli sözcükler olarak değerlendirilen sözcük türleridir. Ad soyundan herhangi bir sözcüğün sıfat adını alması sözcüğün cümle içerisindeki işlevinden kaynaklanmaktadır. Çünkü Türkçede tek başına sıfat diye adlandırılan bir sözcük türü bulunmamaktadır. Sıfatla ilgili yapılan tanımlamalardan da anlaşıldığı üzere bu tür, önüne geldiği adla birlikte görüntü kazanan bir türdür. Dolayısıyla addan önce gelerek o adı nitelemesi ve belirtmesi sıfatın en temel görevlerindendir. Bu doğrultuda sıfatları görev bakımından niteleme sıfatları ve belirtme sıfatları şeklinde ikiye ayırarak incelemek gerekmektedir.

1. Niteleme Sıfatları: Niteleme sıfatları varlıkları durum, biçim, renk bakımından açıklayan sıfatlardır. Çoğu dil bilgisi çalışmalarında niteleme sıfatları diye adlandırılan bu sıfat çeşidine kimi araştırmacılar, “Vasıflama Sıfatı”, kimisi de “Vasıflandırma (Niteleme İç Vasıf) Sıfatları” adlarını vermişlerdir. Varlıkları ve nesneleri belirginleştiren bu sıfat çeşidi, varlığa veya nesneye ait özellikleri vurgular. Böylece adın anlamını da sınırlandırmış olur. İncelemeye alınan dil bilgisi çalışmaları doğrultusunda niteleme sıfatlarının görevlerini aşağıdaki gibi sıralamak mümkündür:

a. Varlığın soyut veya somut durumunu belirler:

→ dürüst insan, hazır yemek, parlak güneş, aziz vatan, açık kapı, ağaçlı yol, efendi çocuk gibi.

b. Varlığı biçim bakımından niteler:

→ yuvarlak masa, geniş oda, kısa kol, küçük ev, paralel kenar gibi.

c. Varlığı veya nesneyi renk bakımından niteler:

→ kırmızı kalem, sarı saç, mavi gökyüzü, kara bulutlar gibi

d. Varlığın veya nesnenin hangi maddeden yapıldığını niteler:

→ yün kazak, bakır sini, çelik tencere, ahşap yapı, tahta köprü, demir kapı, gümüş kolye gibi.

e. Çeşitli şekillerde nitelediği adın anlamını pekiştirir:

→ upuzun yol, sıra sıra evler, yemyeşil çimenler, boy boy çocuklar, bomboş sokak, sarı sarı başaklar, tertemiz giysi gibi.

f. Kendisine eklenen küçültme ekleri aracılığıyla nitelediği adın anlamını daraltır:

→ daracık yol, büyükçe bir ev, incecik elbise, acımtırak biber, çocuksu davranışlar gibi.

h. İlgeç ve belirteçlerle birlikte kullanılarak iki varlık veya nesne arasındaki niteliği benzerlik, eşitlik, üstünlük ve aşırılık bakımından derecelendirir:

→ kuş kadar hafif çanta (benzerlik, eşitlik), buz gibi soğuk su (benzerlik), daha güzel gelecek (üstünlük) çok kıymetli eşyalar (aşırılık), pek güzel düşünce (aşırılık), en belirgin özellik (en üstünlük).

1. Ortaç şeklinde olan sıfatlar birleşik cümleler kurarlar:

→ Bastonumun elimde kalan parçası yere düştü.

→ Bodrum yarımadasının kıyılarına bakan geniş bir koy uzanıyordu.

i. Sıfat tamlamasının tamlananı addır; aldığı çekim eklerine göre cümle içerisinde özne, yüklem, nesne, dolaylı tümleç gibi farklı görevler üstlenir:

→ Rüzgâr açık pencereleri hızla çarptı. (Nesne)

→ Kalemleri mavi çantaya koydu. (Dolaylı Tümleç)

→ Onu hayata bağlayan şey yıllanmış anılardı. (Yüklem)

2. Belirtme Sıfatları: Adları sayı ve işaret yoluyla net bir şekilde belirten veya adların durumlarını, sayılarını belli belirsiz ifade eden, kimi zaman da soru sözcüklerinin adı belirtmesiyle kurulan sıfat çeşidine belirtme sıfatı denir. Bu sıfat çeşidinin tanımı ve adlandırmasıyla ilgili olarak dilciler arasında bir ortaklık söz konudur.

♣ Belirtme sıfatları kendi içerisinde dört başlık alında bölümlenmiştir. Bunlar işaret sıfatları, sayı sıfatları, belgisiz sıfatlar ve soru sıfatlarıdır.

Belirtme sıfatları niteleme sıfatlarından farklı olarak varlığın veya nesnenin özelliğini göstermez. Ancak varlığı veya nesneyi şu veya bu şekilde belirtir. Dolayısıyla belirttiği adı ne şekilde belirttiği ifade etmesi bakımından şu görevleri üstlenir:

a. Varlığı veya nesneyi göstererek onun zaman ve mekân içerisindeki uzaklığını belirtir. Türkçe dil bilgisinde adları bu şekilde belirten sıfatlar işaret sıfatları olarak adlandırılmışlardır. İşaret sıfatları gerçekte tek başlarına işaret adılları olarak bilinen bu, şu, o sözcüklerinin sıfat görevinde kullanılmasıyla meydana gelir:

→ bu sınıf, şu çocuk, o resim gibi.

b. Varlığın veya nesnenin sayısını, sırasını ve ölçüsünü belirtir. Bu çeşit sıfatlara sayı sıfatları denir. Sayı sıfatları, sayı adlarının sıfat görevinde kullanılmasıyla oluşturulur. Asıl sayı sıfatları, sıra sayı sıfatları, kesir sayı sıfatları, üleştirme sayı sıfatları ve topluluk sayı sıfatları olmak üzere dörde ayrılır.

Asıl sayı sıfatları, adların kesin sayılarını belirtir:

→ dört mevsim, iki kat, üç gün, bir hafta vs.

Sıra sayı sıfatları, varlıkların veya nesnelerin sırasını belirtir. Bu sıfatlar sıfat görevinde kullanılan asıl sayı adına +IncI eki getirilerek yapılır:

→ birinci sınıf, onuncu sayfa, beşinci cadde, yüzüncü yıl vs.

Üleştirme sayı sıfatları varlığın veya nesnenin ölçü veya sayı bakımından eşit oranda bölündüğünü belirtir. Üleştirme sayı sıfatları sıfat görevinde kullanılan asıl sayı adına +Ar, +şAr ekleri getirilerek kurulur:

→ ikişer sıra, birer kişi, yarımşar elma, üçer ay vs.

Kesir sayı sıfatları adların sayısını kesirli olarak belirten sıfatlardır:

→ yüzde iki zam, üçte bir pay, yüzde beş komisyon vs.

Topluluk sayı sıfatları ise varlığın veya nesnelerin anlam bakımından çokluğunu belirtir. Bu sıfatlar sıfat görevindeki asıl sayı adına +(I)z, +(U)z ekleri getirilerek oluşturulurlar. Topluluk sıfatları aslında doğum ve akrabalık ile ilgili oldukları veya ortak niteliği belirttikleri için ikiden başlayıp sıfatı yediye kadar uzanan bir sınırlılık gösterirler:

→ ikiz kenar, üçüz kardeşler, dördüz bebekler gibi.

c. Varlıkları veya nesneleri sayı, ölçü ve miktar bakımından belli belirsiz, kaba taslak belirtir. Türkçede bu çeşit sıfatlar “belgisiz sıfatlar” veya “belirsiz sıfatlar” olarak adlandırılmıştır:

→ birkaç yıl, bazı insanlar, bir zamanlar, çoğu öğrenci, her gün, bütün eşyalar gibi.

d. Varlıkları veya nesneleri soru yoluyla belirtir: “Ne, kim, kaç, hangi” gibi soru sözcüklerinin sıfat görevinde kullanımıyla kurulur:

→ kaç gün, hangi elbise, ne zaman gibi.

e. Sıfat tamlamasında ada eklenen çekim ekleri sayesinde cümle de özne, yüklem, nesne ve dolaylı tümleç görevini alır:

→ Birkaç çocuk dışarıda oyun oynuyor. (Özne)

→ Toplantı bu salonda yapıldı. (Dolaylı Tümleç)

→ Bu iş için iki gününü boşa harcadı. (Belirtili Nesne)

Özet: Sıfatlar genel olarak varlıkları veya nesneleri belirtme ve niteleme görevi gören sözcük türleridir. Sadece adları nitelemesi ve belirtmesi bakımından ele alındığında etki alanı dardır. Ancak adları çeşitli şekillerde değişik bakımlardan etkilemesi yönüyle farklı görevler üstlenmektedir.


Adıllar (Zamirler): Adıl, dilde mevcut bütün adları, adı konmuş varlıkları şahıslandırma, gösterme, sorma ve belirsiz kılma gibi yollarla temsil eden söz bölüğüdür. Bu söz bölüğü çeşitli dil bilgisi çalışmalarında benzer yaklaşımlarla açıklanmaktadır. Adıllar, “adların değişir olanı” manasındaki adıl, “kişileri ve nesneleri temsil veya işaret suretiyle karşılayan kelimeler” olarak tanımlanmaktadır. Bazı kaynaklarda ise adıl, “sözdizimsel işlevleri adınkine özdeş olan sözcükler” şeklinde ifade etmektedir.

Adı temsilen kullanılan bu sözcükler daha önce bellekte var olan bir öğenin yerini alan gösterge sözcüklerdir. Bu nedenle adıl, söylemde daha önce anılan bir varlık ya da nesnenin canlandırılmasını sağlayan simgeler olarak da kabul edilmektedir. Yapılan tür sınıflamalarında adılla ilgili ulaĢılan ortak görüĢ, türün ad soylu sözcükler olduğudur. Bu ortak görüĢe rağmen adılın tür tasnifinde farklı ölçütlere göre sınıflandığı görülmektedir.

♣ Adılın kendi içinde çeşitlenmesinde de tür tasnifinde olduğu gibi anlam ve görev temel alınmaktadır. Genel olarak kişi adılları, gösterme adılları, belgisiz adıllar, dönüşlü adıl, soru adılları ve ilgi adılı olarak çeşitlenen türün, dil bilgisinde farklı bölümlenmelerine rastlanmaktadır. Özellikle üniversite sınavına hazırlık dershane kaynaklarında adılın kendi içindeki ayrımının daha farklı olduğu tespit edilmiştir. Bu dil bilgisi kitaplarında adılın ―sözcük halinde zamirler‖ ve “ek halinde zamirler” şeklinde çeşitlendirilmesi dikkat çekmekte ve eleştirilmektedir. Başlı başına bir sözcük türü olan adılın ek olarak ifade edilmesi bir çelişki olarak düşünülmektedir. İyelik eklerinin ve aitlik ekinin “ek halinde zamirler” adı altında “iyelik zamirleri” ve “ilgi zamiri” terimleriyle karşılanıyor olması doğru değildir.

Erten‘in de belirttiği üzere, “Türkçede ilgi zamiri (ilgi adılı) diye adlandırılacak bir adıl yoktur. Bu Fransızcadaki “Pronoun relatif” teriminin yanlış algılanması sonucu ortaya çıkmış bir adlandırmadır. Zamir bir kelime türüdür. Ek kelime olmaz. Bu sebepten dolayı “ek halindeki zamirler” bölümlemesi ve terimi yanlıştır” (Erten, 2007:221–228).

Sonuç olarak adılın Atabay, Özel ve Kutluk, çalışmasında olduğu gibi kullanımına ve işlevlerine göre “1. kişi adılları, 2. gösterme adılları, 3. belgisiz adıllar, 4. soru adılları” olmak üzere dört başlıkta incelenmesi daha uygundur (Atabay, Kutluk ve Özel, 1976:120-129). Buna göre alt baĢlıklar halinde çeĢitlenen adılın genel özelliklerini Ģu Ģekilde sıralamak mümkündür:

1. Adıllar, tek başına anlam ifade etmeyen sözcüklerdir. Bu sözcükler tümce içinde temsil ettiği ada göre anlam kazanmaktadır. Örneğin “bu” adılı herhangi bir nesneyi işaret etmiyorsa hiçbir anlam taşımamaktadır.

2. Adıllar evrendeki nesnelerin, dildeki kavramların yerini tutan sözcük türleridir. Bu nedenle kapsam alanı oldukça geniş söz bölükleridir. Örneğin “bulut” sözcüğü başka bir şey ifade etmezken, “şu” adılı sayısız nesneleri karşılamaktadır.

3. Adıllar tekrara düşmemek için daha önce bilinen, belirtilen bir nesnenin yerine kullanılan sözlerdir. Bu tür kullanımlarda adıl “gönderici” işlevini üstlenmektedir. Ancak bazen adılın varlıkları doğrudan karşıladıkları kullanımlar da söz konusudur. Adılın bu durumdaki işlevine de “gösterici” denmektedir.

→ Kalemin masanın altına düştü. Onu yerden alır mısın? (gönderici – art gönderim)

→ Bugün de sen bize gel. (gösterici)

4. Adıllar, nesnelerin ve kişilerin yerini tutan belirtili sözcükler olup, sayıca çok sınırlıdır. Dilin akışı içinde küçük değişikliklerle günümüz Türkçesine ulaşan bir söz bölüğüdür.

5. Adıllar, tıpkı adlar gibi çokluk, iyelik ve ad durum eklerini alarak çekime girmektedir:

→ bana, bizim, onlar, şundan, kendisi, sizde gibi.

6. Adılları, diğer türlerden ayıran en önemli özellik adılın çekim sırasında değişime uğramasıdır. Korkmaz bu durumun, Arapça ve Almancadan farklı olarak, yan yana bulunan seslerin birbirini etkilemesinden kaynaklandığını ifade etmektedir:

→ ben > ban + a, sen > san + a

7. Kişi adıllarından birinci ve ikinci kişi adılları insanlar için, üçüncü kişi adılları ise canlı cansız tüm varlıklar için kullanılmaktadır.

8. Adıllar ad durum eklerini ve bildirme ekini alarak tümce içinde özne, nesne, tümleç, yüklem veya belirteç vazifesi görmektedir.

→ O, bir daha buraya gelmesin. (Özne görevinde)

→ Dün bir uğrayıp size kitap bıraktı. (Dolaylı tümleç görevinde)

→ Bunu hemen postaya vermelisin. (Nesne görevinde)

→ Kendimce bir Ģeyler yapmaya çalıĢıyordum. (Belirtme tümleci görevinde)

→ Kapıyı çalan mutlaka odur. (Yüklem görevinde)

9.