KONUŞMA EĞİTİMİ KONU ANLATIMI

Türkçe Öğretim Programı’nda, konuşma öğrenme alanına yönelik olarak “konuşma kurallarını uygulama, sesini ve beden dilini etkili kullanma, hazırlıklı konuşmalar yapma, kendi konuşmasını değerlendirme, kendini sözlü olarak ifade etme alışkanlığı kazanma” amaçlarına yönelik kazanımlara yer verilmiştir.

Konuşma Tür Yöntem ve Teknikleri

♦ İkna Etme 

Amaç: Bir konu hakkındaki fikirlerin dinleyiciler tarafından kabul edilmesini ve benimsenmesini sağlamaktır.
Uygulama: İkna etme yönteminde, fikirleri destekleyecek kaynaklara, güvenilir delillere, sayısal verilere yer vermek; sesini ve beden dilini etkili kullanmak önemlidir. Bu yöntemin sınıf ortamında uygulanmasında seçilen öğrenciler ya da gruplar konu hakkında farklı fikirleri savunarak karşısındakileri savundukları fikirler konusunda ikna etmeye çalışırlar. Bu yöntem uygulanmadan önce kaynaklara ulaşmaları ve delilleri toplamaları için öğrencilere süre verilmelidir.

♦ Eleştirel Konuşma 

Amaç: Belirli bir konuyu olumlu ve olumsuz yanlarıyla ve tarafsız bir bakış açısıyla değerlendirerek yorum yapma, fikir ve çözüm üretme becerilerini geliştirmektir.
Uygulama: Konuşmacı, seçip sınırlandırmış olduğu konu ile ilgili konuşmasını hiçbir eksik kalmayacak şekilde dinleyicilerin bilgisine sunar. Beğeni ve tepkilerini tarafsız ve bilimsel verilere dayanarak ortaya koyar ve alternatif çözüm önerileri teklif eder.

♦ Katılımlı Konuşma

Amaç: dinleyicileri konuşma sürecine katarak konunun anlaşılmasını kolaylaştırmak ve konuya farklı bakış açıları getirmektir.
Uygulama: Dinleyicileri konuşma sürecine katmak amacıyla konuşma yer yer kesintiye uğratılarak dinleyicilerin duygu, düşünce ve sorularını iletmeleri sağlanır. Bu amaçla konunun ilgi çekici yönleri üzerinde durulmalı, sorular sorularak dinleyicinin konu üzerinde düşünmeleri sağlanmalıdır.

♦ Tartışma

Amaç: Öğrencilerin bir konu üzerinde olumlu veya olumsuz fikirler yürüterek benimsedikleri fikirleri savunma becerisini geliştirmektir.
Uygulama: Tartışılacak konu öğrenciler tarafından seçilir ve konuyla ilgili gerekli kaynaklar taranarak elde edilen bilgi ve görüşler düzenlenir. Seçilen konu, düşündürücü ve tartışmaya uygun nitelikte olmalı, belirli bir sürede ele alınmalıdır. Sınıfta herkesin düşündüğünü söyleyebileceği serbest bir ortam oluşturulmalıdır. Oluşturulan jüri tarafsız olmalıdır. Öğretmen sınıfça seçilecek bir başkan yönetiminde tartışmayı başlatır.

♠ Başkan;

• Tartışılan konunun nitelik ve sınırlarını dinleyicilere iyice açıklamalı,
• Uzun konuşanlara ve konunun dışına çıkanlara uyarılarda bulunmalı,
• Yerine göre tartışmaya katılmalı, soru sormalı, zaman zaman konuşulanların özetini yapmalı,
• Belirlenen yönteme uygun olarak ortaya çıkan fikirleri oylamaya sunmalı ve rapor hazırlatmalı,
• Kendi duygu ve düşüncelerini belirtmekten kaçınmalı, tartışan grubun fikirlerine önderlik ederek tarafsız kalmalı,
• Tartışma sürecinde konu dışına çıkılmadan, tartışanların düşüncelerini rahatlıkla söyleyebilecekleri bir ortam oluşturmalıdır.

♠ Tartışmacı;

• Konu dışına çıkmamalı,
• Tartışma sırasında konuşmacının sözünü kesmemeli,
• Verdiği örnekler, fikirleri destekleyecek nitelikte olmalı,
• Tartışmanın bir amaç değil, gerçeği bulmak için bir araç olduğunu akıldan çıkarmamalı; karşılıklı saygı ve hoşgörü içerisinde olmasına özen göstermelidir.

♦ Empatik Konuşma

Amaç: Konuşmada, karşısındakinin değer yargılarını, duygu ve düşüncelerini anladığını hissettirerek etkili bir iletişim kurmaktır.
Uygulama: Bir sorunu çözmek, doğruyu aramak veya karşısındakinin sevinçlerine ve sıkıntılarına ortak olmak gibi olumlu iletişim becerilerini geliştirmek için konuşma ortamı oluşturulur. Her hafta bir konu belirlenerek karşısındakini anlama etkinliği yaptırılır.

♦ Güdümlü Konuşma

Amaç: Öğrencilerin bir konu hakkındaki bilgilerini, duygularını ve düşüncelerini etkili bir şekilde anlatma becerilerini geliştirmektir.
Uygulama: Öğretmen tarafından belirli bir konu seçilerek sınıfın gündemine alınır. Konu hakkında öğrenciler bilgilendirilir. Sınıfta konuyla ilgili beyin fırtınası yapılır. Birkaç öğrenci seçilerek konu hakkındaki duygu, düşünce ve hayallerini iki dakika içinde ifade etmeleri sağlanır.

♦ Kelime ve Kavram Havuzundan Seçerek Konuşma

Amaç: Öğrencilerin öğrendikleri kelime, kavram, atasözü ve deyimleri anlatımlarında kullanmalarını sağlayarak söz varlıklarını ve ifade güçlerini zenginleştirmektir.
Uygulama: Öğretmen tarafından kelime ve kavramların yer aldığı bir havuz oluşturulur. Öğrenciler konuşma konularına bağlı olarak bu havuzdan seçtikleri kelime ve kavramları kullanarak bir konuşma yaparlar.

♦ Serbest Konuşma

Amaç: Öğrencilerin herhangi bir konudaki duygu, düşünce ve hayallerini sözlü olarak ifade güçlerini geliştirmektir.
Uygulama: Öğrenciler seçtikleri konu hakkındaki duygu, düşünce ve hayallerini anlatırlar. Öğrencilere kendilerini ifade etme fırsatı vermek için haftalık ders saatinin bir kısmı serbest konuşmaya ayrılmalıdır.

♦ Yaratıcı Konuşma

Amaç: Öğrencilerin konuşma yeteneklerini ve yaratıcılıklarını geliştirmektir.
Uygulama: Öğrencilere bir konu verilir. Her öğrenci bir önceki arkadaşının konuyla ilgili söylediklerinden hareketle konuşarak konuya farklı bir bakış açısı getirir.

♦ Hafızada Tutma Tekniği 

Amaç: Konuşmanın kesintiye uğratılmadan kurallarına uygun olarak yapılmasını sağlamaktır.
Uygulama: Konuşmanın içeriği düşünce sıralamasına göre düzenlenir. Cümleler düşünce gruplarına göre sınırlandırılır ve oluşturulan kelime listeleri bir kâğıda yazılır. Hayal gücü, benzetme, abartma, mizan vb..den yararlanılarak seçilen kelimelerle küçük bir hikâye oluşturulur.

♠ İkna Edici Konuşma: Bir konuşma türü olan ikna edici konuşma beş adımda gerçekleştirilmektedir. Bunlar; dikkat çekme, anlayışı sağlama, inandırma, tekrarlama ve istenileni açıklama aşamalarıdır. İkna edilecek konuda değişik görüş ve bilgilerle karşıdakinin dikkatini çekme, canlı bir dille ve somut örneklerle konuyu anlamasını sağlama, soru ve kuşkularını giderecek kanıtlar sunma, ana fikri aralıklarla tekrar ederek hatırlatma ve son olarak da yapılması istenilen açıklamadır. İkna edici konuşmada ileri sürülen görüşler kabul edilebilir nitelikte olmalıdır. İkna edici konuşma, karşıdaki kişiyi kandırma anlamına gelmez çünkü kandırma amaçlı konuşmalarda iş birliği yoktur; karşıdaki kişiyi kontrol altına alma söz konusudur. Oysa ikna edici konuşma, iş birliği yapma ve iki taraf için de yarar sağlamayı amaçlamaktadır. İkna eden kişi, karşısındakini kırmamaya dikkat etmelidir. İkna edilen kişi de kendi iradesiyle verdiği kararın sorumluluğunu taşımalıdır. İkna edici konuşma becerisi geliştikçe karşıdaki kişinin kendi düşünce süreçlerinin bilincine varması ve başkalarının farklı düşünce süreçlerini de göz önünde bulundurması sağlanır. Böylece konuşmayı dinleyen kişi farklı görüşlerden etkili olanları ayırt ederek söylenenlere ret ya da kabul etmemesi gerektiğinin bilincine varır.

♠ Sorgulayıcı (Eleştirel) Konuşma: Öğrencinin bir fikre katılıp katılmadığını, nedenleri ile anlatması ve öne sürülen gerekçeleri sorgulayarak konuşmasıdır. Sorgulayıcı konuşmada zihindeki duygu, düşünce ve bilgiler dikkatle seçilerek çeşitli zihinsel işlemlerden geçirilmektedir. Bunlar; sıralama, sınıflama, ilişki kurma, eleştirme, özetleme, analiz-sentez yapma, değerlendirme gibi işlemlerdir. Sorgulayıcı konuşma öğrencilerin konuşarak düşünme ve anlama becerilerini geliştirmelerine önemli katkı sağlamaktadır. Bu konuşma türü öğrencilerin iş birliği yapma, tartışma, ortak karar verme ve sorun çözme gibi becerilerini de geliştirmektedir. Sorgulayıcı konuşmada kullanılacak kelime ve cümlelerin seçimi de dikkatle yapılmaktadır.

♠ Tartışma: Tartışma, bir grup öğrencinin belli bir konunun kavranması amacıyla karşılıklı görüşler, fikirler ve eleştiriler üreterek o konuyu kapsamlı ve detaylı olarak irdelemesi şeklinde tanımlanabilir. Öğrencileri belli bir konu üzerinde düşünmeye yöneltmek, konu ile ilgili anlaşılmayan noktaları aydınlığa kavuşturmak ve konuya ilişkin bilgileri pekiştirmek, öğrencinin konu hakkındaki ön bilgilerini öğrenmek gibi amaçlarla tartışma yapılabilir.

Drama – Yaratıcı Drama: Drama sözcüğünün kökü Yunanca “Dran”dır. Dran, itmek, çekmek, yapmak, etmek, eylemek anlamlarında kullanılır. Drama sözcüğünün anlamının bütün eski töresel ve ritüel niteliğinde ikili bir ilişkide bulunduğunu ileri sürülür. Bunlar söz (mithos) ve yapılan şey (dromenon)dur. Dramanın çıkışı bir yandan epos ve mithos ile ritüelin eylem yönünün birleşmesiyle olmuştur. Ritüel ve törende eylem, sözden daha önemlidir; ancak söz ve mithos eylemin işlevselliğine karşın, onun kalıcı, yüceltici, yorumsal ve anlamsal yönünü tamamlar. İşlevsel ritüellerle, kalıcı eskimez mithos’un birbirine geçmesi dramı yaratmıştır.

Eğitimde yaratıcı drama, özellikle okullardaki çeşitli öğrenim basamaklarında çocuğa kendini tanımayı, yeti ve yeteneklerini keşfetmeyi, grup arkadaşlarını yani başkalarını da tanımayı, kendini onların yerine koyabilmeyi; bir olgu ya da çeşitli yönleriyle irdelemeyi, oynayarak yaşayarak öğrenmeyi sağlamaktadır. Yaratıcı drama, rol oynanmanın eğitim bilimsel olanaklarını kullanarak dilsel ve sosyal öğrenmeyi sağlar; eğitsel amaçlıdır ve geniş kapsamlı bir öğrenme alanıdır.

Yaratıcı drama, yaşam durumlarını oyunda var olan “kurallar içindeki özgürlük” ögesini kullanarak yaratıcı süreçlere dönüştürme yoluyla; katılımcılara kendini keşfetme, tanıma, başkalarını tanıma, kendini başkalarının yerine koyabilme olanağını veren bir disiplin, bir öğretim yöntemi ve bir sanat eğitimi alanıdır. Yaratıcı dramanın özü kurguya dayanır ve lider odaklı oluşturulan bir kurgu söz konusudur. Bu kurgu tam olarak bir yapılandırılmayı içermez. Dramada kurgu sürekli değişebilir, bozulabilir ve yeniden yapılabilir. Katılımcılar sürekli durumlar içine girerler; “öyleymiş gibi yapma” dramatik kurgunun da temel ögesini oluşturur.

Konuşma Eğitiminde Ölçme ve Değerlendirme: Türkçe dersinin öğretim sürecinde ölçme ve değerlendirme uygulamaları üç boyutta ele alınabilir. Bunlar öğretimin başında, öğretim sürecinde ve sonunda yapılan değerlendirmelerdir. Bu süreç konuşma eğitimi için de geçerlidir. Öğretim sürecinin başında öğrencilerin hazırbulunuşluk düzeylerinin veya durumlarının belirlenmesi, öğretim açısından yararlı olacaktır. Bu amaçla eğitim ve öğretim süreci başında öğrencilerin ders karşı tutumları, dinleme, konuşma, okuma, yazma dil becerileri ile dil bilgisindeki durumları belirlenebilir. Öğrencilerin dinleme, konuşma, okuma, yazma ve dil bilgisi alanlarına ilişkin performansları çeşitli ölçme araçları kullanılarak ölçülebilir. Bu belirlemeler için tutum ölçekleri, başarı testleri, gözlem formları, dereceli puanlama anahtarları gibi araçlar kullanılır. Burada yapılacak değerlendirme, öğretim yılı sonunda öğrencilerin nereden nereye geldiklerini görebilmemiz açısından önem taşımaktadır.  

Öğretim sürecinde değerlendirme iki amaçla yapılır. Bunlar: Öğretimin değerlendirilmesi ve öğrenme eksikliklerinin belirlenmesidir. Bu türde bir değerlendirme için izleme amaçlı testler, öğrenci ürün dosyaları, performans ödevleri vb.. araçlar kullanılır. Ayrıca süreç içerisinde öğrenmenin ne ölçüde ve nasıl gerçekleştiğini belirlemek amacıyla kontrol listeleri, akran değerlendirme formu, öz değerlendirme formu, gözlem formları vb.. kullanılabilir. Öğrenme süreci içinde, öğrencileri daha iyi gözlemlemek, değerlendirmek açısından yapılan değerlendirme “süreç değerlendirmesi” olarak ifade edilmektedir. Süreç içerisinde yapılan ölçme ve değerlendirme çalışmalarıyla öğretim sürecine ilişkin geribildirim alınır ve varsa öğrenme eksiklikleri tamamlanır. Ayrıca bu uygulamalar, öğrencilerin daha iyi öğrenmelerine ve ne öğrendiklerinin farkına varmalarına da yardımcı olmaktadır.

Süreç içerisindeki değerlendirmeye öğretmenin ve öğrencilerin birlikte katılması, herhangi bir durum hakkında bütüncül bir bakış açısını ve çoklu değerlendirmeyi de beraberinde getirir. Çoklu değerlendirme yoluyla sağlanan bütüncül bakış ise öğrencinin öğrenmenin hangi boyutunda eksiklikleri ya da yanlışları olduğunu belirlemeye ve bunları gidermek açısından yararlı, güvenilir ve doğru bilgiler sunacak, öğrenme-öğretme sürecinin daha etkin geçmesine katkı sağlayacaktır. Amaca ve zamana göre yapılan değerlendirmelerden bir diğeri de çıktıların (başarının) değerlendirilmesidir. Bu değerlendirme türünde öğrencilerin öğretim süreci sonundaki başarılarını belirlenmesi amacıyla yapılır. Öğretim sürecinin sonunda yapılan değerlendirmeler ürün odaklı değerlendirmelerdir. Ürün odaklı değerlendirmelerde genellikle başarı testleri kullanılmaktadır. Türkçe dersinde öğrencilerin bir döneme veya yıla ait genel başarılarını değerlendirmek için çeşitli soru formatlarının kullanıldığı başarı testleri kullanılarak ürün amaçlı değerlendirmeler yapılabilir. Ayrıca başarı testleri yanında öğrenci ürün dosyaları ürün değerlendirme amacıyla da kullanılabilir. Öğrencilerin Türkçe dersine ilişkin tutumları merak ediliyorsa bunlar tutum ölçekleri kullanılarak ölçülür. Derse karşı olumsuz tutuma sahip öğrencilerin yönelik olarak gerekli tedbirler alınır.

Öğretim süreci içerisinde, özellikle süreç değerlendirme amacıyla kullanılacak ölçme araçları (performans ödevleri, öğrenci ürün dosyaları, öz değerlendirme ve akran değerlendirme vb..) sınıflarda ilk defa uygulanıyorsa öğrencilere ve velilere, yararları ve uygulama süreci gibi uygulamaya ilişkin durumlar açıklanmalıdır. Öğretim sürecinde öğrencilerin dinleme, konuşma, okuma, yazma ve dil bilgisi alanlarına ilişkin durumları sürekli ve sistematik olarak gözlemlenir ve gözlem sonuçları gözlem formlarına kaydedilir. Ölçme değerlendirme çalışmaları konuşma becerisinin gelişimi hakkında bilgi vereceği için eğitimin nasıl devam etmesi gerektiği konusunda öğretmene rehber olmaktadır. Çünkü konuşma sadece Türkçe dersinin değil aynı zamanda öteki derslerin de önemli bir parçasıdır. Bu nedenle konuşma becerisinin geliştirilmesi ve bu becerinin gelişimi için verilen eğitimin oldukça önemli olduğu söylenebilir.

Konuşmanın Fiziksel Unsurları

• Ses: Konuşmanın gerçekleşmesinde en temel unsurlardan biri sestir. Solunum yoluyla alınan havanın ses tellerini titreştirmesiyle ortaya çıkar.

• Ses Organları: Sesin ortaya çıkarılmasında akciğerler, diyafram, gırtlak, soluk borusu, ağız, çene, dil, diş, damak, dudak vb.. organlar çeşitli görevler alır. Sesin dil seslerine dönüştürülmesinde de aynı organların görevi söz konusudur.

• Soluk Alıp Verme (Solunum): Sesin ortaya çıkmasında ses tellerinin titreşimi için havaya ihtiyaç vardır. Solunum yoluyla alınan hava dışarı verilirken ses tellerinin titreşimi sonucunda ses ortaya çıkar. Ses olmadan konuşmanın varlığından söz edemeyiz.

Konuşmanın Zihinsel Unsurları

• Hafıza (Bellek): İnsanlar çeşitli yollarla edindikleri bilgileri hafıza yani bellekte depolar. İhtiyaç duyulduğunda da bellekten çağrılan unsurlar dil vasıtasıyla söze dökülür. Ayrıca konuşmanın gerçekleşmesinde önemli bir yeri olan sözcüklerin depolandığı yer de bellektir. Bireyin kelime hazinesi ne kadar genişse kendini o kadar iyi ifade edeceğinden hafızanın konuşma becerisinin gerçekleşmesinde önemli bir yeri vardır.

• Hafızanın İşleyişi: Çeşitli vasıtalarla edinilen bilgiler önce kısa süreli belleğe aktarılır. Burada tekrar vb.. etkinliklerle bilginin kalıcılığı gerçekleşirse bilgiler uzun süreli belleğe aktarılarak kalıcılık sağlanır. Kısa süreli bellekte kalan bilgilerin unutulması çok kolaydır. Uzun süreli belleğe aktarılan bilgiler konuşma esnasında kısa süreli belleğe çağrılır ve dile dökülür. Bu süreçte gerçekleşen tüm bu etkinlikler hafızanın işleyişi olarak ifade edilmektedir. Bilgilerin hatırlanmasında herhangi bir sorun yaşandığında konuşma sırasında gereksiz seslerin çıkarılması söz konusu olur. Bireylerin hafıza işleyişlerinin gelişmesi için ezberleme, okuma vb.. çeşitli zihinsel faaliyetleri gerçekleştirmesi gerekir.

• Zekâ: Tüm dil becerilerinde olduğu gibi konuşma becerisinin edinilmesi ve gerçekleştirilmesi için bireylerin belli bir bilişsel seviyeye ulaşmış olmaları gerekir. Zekâ da bu bakımdan konuşma becerisi üzerinde etkili unsurlardan biridir.

Sesle İlgili Kavramlar

♠ Boğumlama: Konuşma eğitiminde üzerinde önemle durulması gereken unsurlardan biri olan boğumlama; ağzımızdan çıkan seslerin net, doğru ve anlaşılır olmasıdır. Konuşmanın temeli olarak düşünülebilecek olan boğumlama için sesin oluşumunda fiziksel olarak yeterlilik de gerekmektedir. Seslerin oluşumunda görev alan ağız bölgesi organlarının yeterli derecede etkin olması gerekmektedir. Ünlülerin telaffuzunda bir boğumlanma alanı, ünsüzlerinkinde ise boğumlanma noktası vardır. Boğumlanma yerleri bakımından ünlülerin söylenişinde sıkıntı yaşanmazken ünsüzler birbirlerine yakın boğumlanma noktaları nedeniyle birbirlerine karıştırılmaktadır.

♠ Tonlama: Tonlama, “Konuşmada sesinin duyguları biçimde çıkarılması”, “Ses titreşimlerinin yükseliş alçalması sonucunda ortaya çıkan sözel eylem” olarak tanımlanabilir. Başka bir tanımda ton, konuşurken ya da okurken kelime ve cümleleri değişik ses perdelerinden geçirip onlara duygu katacak biçimde seslendirme şeklinde açıklanmaktadır. Tanımlardan da görüleceği gibi tonlama; kelime ve cümlelerin taşıdıkları anlamla belirli bir düzen içerisinde vurgulayan bir ses olayıdır. Konuşma esnasında ses perdeleri arasında değişmeler meydana gelir. Oluşan perde değişiklikleri konuşma sırasında seslerin farklı ton özellikleri kazanmalarını sağlar. Düşüncelerin ve duyguların konuşmada ihtiyaç duyulan şekilde sesleri yükseltip alçaltması tonlamayı oluşturur. Tonlama, konuşmaya duyguyu yansıtırken konuşmanın monotonlaşmasını önler, söyleyişe ahenk katar.

♠ Duraklama: Duraklama temel ihtiyaçlarımızdan nefes almayı konuşmada karşılayan kavramdır. Konuşma sırasında sesleri doğru ve etkili çıkarabilmek ve tonlamayı yapabilmek için nefes alma ihtiyacını gideremeyiz şarttır. Ayrıca nefes almadan, bir çırpıda yapılmaya çalışılan bir konuşma dinleyicinin etkilenmesi ve algılanmasında eksiklikler oluşturacaktır. Aslında konuşurken veya okurken her kelimeden sonra çok kısa da olsa dururuz. Mesela “kara deniz hava yolları” söz grubunu duraklarla iki farklı anlama gelecek şekilde söyleyebiliriz. Kara (durak) deniz (durak) hava (durak) yolları dediğimizde üç ayrı yoldan bahsederiz. Oysa Karadeniz (durak) Havayolları (durak) dediğimizde anlam farklılaşır.

♠ Vurgulama: Her dilde farklı bir düzeni olan sözlerin etkililiğini ve anlamını destekleyen unsur vurgulamadır. Vurgulama konuşmanın monotonluktan uzaklaşarak renklenmesini sağlar. Konuşma veya okuma sırasında bir hece veya kelimenin diğerlerinden daha baskılı söylenmesine “vurgu” denir. Başka bir ifadeyle söz içinde bir heceyi, diğerlerine göre daha yüksek ses tonuyla söyleyiş süresini uzatarak öteki hecelerden daha baskılı ve belirgin biçimde söylemektir. Bir kelimede, bir kelime grubunda veya bir cümlede bir hecenin veya kelimenin diğerlerine oranla daha kuvvetli, daha baskılı, daha belirgin söylenmesi vurguyu ortaya çıkarır.

♠ Vurgu: Ana vurguyla birlikte yan vurgu ve zayıf vurgu olmak üzere üç vurgu vardır. Kelimedeki art arda gelmiş vurguların toplamı tonu; cümledeki tonların toplamı ise ezgiyi meydana getirir. Vurgu, bir hecenin diğer hecelere, bir kelimenin diğer kelimelere göre daha etkin söylenmesiyle ortaya çıkar. Genel olarak kelimeler telaffuz edilirken kelimeyi oluşturan ses birlikteliklerinin vurguları birbirinden farklı şekilde oluşur. Dilin sözlü anlatım boyutunda ele alınan vurgu; kelime vurgusu ve cümle vurgusu olarak ikiye ayrılmaktadır. Vurgulu söylenen kelimenin veya hecenin üzerine özel bir şekilde basılır. Bu baskı, diğer hecelerden veya kelimelerden vurgulanan ögenin ayırt edilmesini sağlar. Vurgu; sesin şiddetiyle, tonuyla, süresiyle yakından ilgilidir.

Türkçedeki Kelimelerde Vurgu: Türkçede kelime ne olursa olsun, bütün kitaplarda vurgu daima ilk hecede bulunur.

• Türkçede orta hece ve heceler vurgusuzdur.
• Türkçede genel olarak vurgu son hecededir (Yatırım, açık, çekingen.).
• Yalnız ‘-istan’ eki ile biten coğrafi isimlerde vurgu yine sona alınır (Özbekistan, Türkmenistan.).
• Yer adlarında, bütün coğrafi isimlerde vurgu ilk hecede olur (Ankara, Kurtuluş, İsveç, Avrupa.).
• Türkçede bazı ekler vurgusuzdur ve vurguyu önlerindeki heceye atar. Mesela uyuma, insanca, kalkmadan kelimelerinde vurgu ma, ca, madan eklerinden önceki hecededir.
• Sonu ‘-ya’ ile biten yer adlarında vurgu sondan bir evvelki hecede bulunur (Sakarya, Almanya.). Sonu ‘a’ ve ‘e’ ile biten yer adlarında da böyle istisnalar görülür (İngiltere, Ukrayna gibi kelimelerde vurgu, sondan bir önceki hecededir.).

♦ Türkçede cümle vurgusu ise yükleme en yakın ögenin üzerindedir. Örneğin “Ahmet bugün eve geldi.” cümlesinde yükleme en yakın öge dolaylı tümleç olduğu için vurgulanan öge dolaylı tümleçtir. “Ahmet eve bugün geldi.” cümlesinde ise vurgulanan öge zarf tümlecidir.

♠ Ritim: Konuşmada yeri geldiğince kısa veya uzun araların bulunması ve konuşmanın anlamlı hâle getirilmesi durumuna ritim denir. Ritim, ses özelliklerinin, durakların, vurgu ve tonlamaların düzenli bir biçimde tekrarlanmasından doğan ve konuşmaya hâkim olan ahenktir.

♠ İşitilebilirlik: Konuşmanın en önemli özelliklerinden biri de konuşmacının söylediklerinin tüm dinleyiciler tarafından rahat ve anlaşılır bir şekilde işitilebilmesidir. Dinleyicilerin her sözcüğü anlaşılabilir bir şiddette duymadığı durumda iletişimin varlığından söz edilemez. Aynı şekilde sesin şiddetinin gereğinden fazla olduğu, konuşmacının sesinin yüksekliğinin dinleyiciyi rahatsız ettiği durumda da gerçek bir iletişim oluşamaz. Bu nedenle konuşmacı bulunduğu ortamın şartlarını göz önünde bulundurarak, en arkadaki dinleyicinin bile rahatlıkla duyabileceği bir ses şiddeti kullanmalıdır.

♠ Akıcılık: Akıcılık, sözcüklerin belli bir düzen içerisinde birbirleriyle uyumlu hâlde söyleniş durumudur. Akıcılığı engelleyen durumlar; sözcükleri tam ya da beklenildiği gibi söyleyememe, yanlış sözcük kullanma, vurgulamayı yerinde yapamama, sözcükleri ve cümleleri üst üste yığma, konuşma hızını iyi düzenleyememe şeklindedir. Bu durumların kontrolü sağlandığında konuşmada akıcılıktan söz edilebilir.

♠ Açıklık: Açıklık, sözcüklerin veya düşüncelerin net olarak ifade edilmesidir. Açıklık, söylediklerimizin sisli, bulanık bir nitelik taşımaması, düşüncelerimizin dinleyicilerimize tam olarak, kolayca kavranması durumudur. Bu nedenle de konuşmacı konuya hâkim olmalı ve dinleyicilere aktarabilmelidir. Bazı seslerin söylenirken yutulması veya net olarak söylenmemesi dinleyicilerin söylenenleri anlamasını engelleyerek iletişimde problem oluşturur. Ayrıca konuşmada yöresel ağızların kullanılması da anlaşılırlığı engelleyen bir unsurdur. Bu doğrultuda açıklığın konuşmanın anlam boyutunun temelini oluşturduğu söylenebilir.

♠ Hoşa Giderlik: Konuşmanın dikkatli olarak dinlenebilmesi ve söylenenlerin doğru olarak algılanabilmesi için konuşma sesinin hoşa gider olması gerekmektedir. Kalın, kulak tırmalayan, hırıltılı, maddesel, tiz, burunsal, hışırtılı, buğulu, çok yumuşak, biçimden yoksun sesler hoşa gitmeyen seslerdir. Hoşa gider bir ses kolay işitilebilir, takibi kolay bir hızda ve anlamlı olmalıdır. Bu yönleriyle bir sesin hoşa gider özellikler taşıması, konuşmanın değerini artıracak ve dinleyiciler üzerinde olumlu bir izlenim bırakacaktır.

♠ Bükümlülük: Sesin monoton olmadığı durumlarda sesin bükümlülüğünden bahsedilebilir. Ses yüksek–alçak tonda, hızlı–yavaş, duraklamalı–duraklamasız, vurgulu–vurgusuz arasında değişerek çıkmalıdır. Sesin musikisi olarak tanımlanan bükümlülüğün, musiki kavramında yola çıkılarak belli kurallar çerçevesinde ve belli bir düzen içerisinde olması gerektiği açıktır. Taşer (2009), bükümlülüğün karşıtını tekdüzelik ve değişmezlik (monotonluk) olduğunu vurgulayarak bükümlülüğü açıklamıştır. Sesin bükümlülük özelliği ses perdesinde oluşturulacak değişimle bağlantılıdır. Pes, orta ve tiz olan ses perdelerinde konuşmanın konusuna, dinleyicinin özelliklerine göre oluşturulan değişimler bükümlülüğü ortaya çıkaracaktır.

Konuşma Bozuklukları: Konuşma bozukluğu; konuşmanın akıcılığında, ritminde, vurgularında, zihinsel organizasyonunda sorunlar olmasıdır. Konuşmayı sağlayan pek çok etkenin varlığından dolayı, bu etkenlerden birinin veya birkaçının sorunlu olmasından konuşma bozukluğu meydana gelir. Konuşma fiziksel ve zihinsel bir süreç olduğundan pek çok etken konuşma bozukluklarına sebep olabilir. Konuşma bozukluğu, dil kazanımıyla ilgili olabileceği gibi tıbbi ve psikolojik pek çok etkenden de kaynaklanabilir. Bundan dolayı konuşma bozukluğunun giderilmesi, disiplinler arası çalışmalar veya farklı disiplinlerin yaptığı araştırmalardan hareketle mümkündür. Çocuğun dil ve konuşmayı öğrenmesi karmaşık ve psikolojik mekanizmalar aracılığıyla gelişir. Özellikle biyolojik mekanizmaların genetik ya da sonradan çeşitli nedenlerle bozulması dil ve konuşma alanlarında çeşitli sorunlara yol açar. Göz ve kulağa ait muhtelif sakatlıklar değişik konuşma sakatlıkları doğurur. En başta sağlık neticesi olarak doğan dilsizlik gelmektedir. Sonra muhtelif derecelerdeki işitme kifayetsizlikleri de muhtelif pelteklikleri doğurabilir.

• Artikülasyon Bozuklukları: Artikülasyon bozuklukları, solunum yollarında gelen havanın ağız bölgesi organlarından kaynaklanan sorunlarla ortaya çıkar. Artikülasyon seslerin telaffuzu demektir. Türkçede sesler boğumlanmaya bağlı vücut bulur. Ünlülerin söylenişinde boğumlama alanı, ünsüzlerin söylenişinde boğumlanma noktaları vardır. Boğumlamadaki kusurların temelinde özellikle boğumlama temas noktalarındaki hatalar vardır. Artikülasyon sorunları konuşmanın şekillendiği artikülatör bölgelerdeki anatomik-fizyolojik yetersizliklere bağlı olarak gelişebileceği gibi herhangi bir yetersizlik olmaksızın yanlış öğrenmelere bağlı olarak da görülebilir. Uygun dil eğitimiyle ikinci nedenden kaynaklanan artikülasyon sorunları giderilebilir.

Konuşma seslerine göre artikülasyon bozukluğuna özel terimler verilmiştir:
• “r” sesi bozukluğu için rotasizm
• “ş” ve “z” sesi bozukluğu için sigmatizm
• “g” sesi bozukluğu için gamatizm
• “k” sesi bozukluğu için kapasizm

Artikülasyon bozukluğu dört değişik türde görülür. Bunlar;

1. Sesin Düşürülmesi veya Atlanması​: Kelimelerde bazı seslerin hiç yokmuş gibi söylenmesidir. Bu kusur, bazı yöresel özelliklerden kaynaklanabilir.

• saat → sat
• yalan → alan
• yemek → emek
• hava → ava

2. Ses Eklenmesi: Kelime ya da ekte olmayan bazı seslerin kelime veya ekin o şekildeymiş gibi söylenmesidir. İki ünlü veya ünsüzün arasına ses eklemekle ortaya çıkar.

• saat → sahat
• lazım → ilazım
• yazarken → yazarkene
• hem Ali hem Veli → hemi Ali hemi Veli

3. Ses Değiştirilmesi: En sık görülen ses kusurlarıdır. Özellikle r ve s seslerinin sıklıkla yanlış telaffuz edildiği görülür. Çocukken hoşa giden bu kusurların yaş ilerledikçe dikkat çektiği görülür. Bu yüzden mümkünse küçükken bunları düzeltme yoluna gitmek gerekir. Yaş ilerlediğinde bu tür bozukluklar olan çocuklar, konuştuğunda kendilerine gülündüğü için zamanla konuşmaya karşı olumsuz bir tutum takınabilirler. Daha sonra bu tür çocukların toplumdan uzaklaşması iletişim sorunları yaşadığı görülür. Böyle durumlarda aile çok bilinçli olmalı, çocuğun çevreden uzaklaşmasını engellemeye yönelik tedbirler almalıdır. “r” sesinin özellikle “y” bazen de “l” şeklinde telaffuz edildiği görülür. Bu bozukluğun çoğunu tedavi etmek mümkündür, bazen kalıcı da olabilir. Bazı çocukların ilk okuma yazmayı öğrendikten sonra sesin ve harfin farkına varmasıyla bu sorunu çözdükleri görülür. Fakat bu durumda “l” yerine “r” olarak seslendirdikleri görülür. Bunun için de çocuklara bol okuma çalışmaları yaptırılmalı ve çocukların kelimelerde sesin varlığını algılamaları sağlanmalıdır. Fonetik farkındalığın oluşturulmasıyla belli bir dönemden sonra sesler yerli yerince telaffuz edilecektir.

• köprü → körpü
• herkes → herkez
• kamyon → kaynon

4. Sesin Bozulması: Mahallî söyleyişlerden kaynaklanan bir kusurdur. Bazen İstanbul Türkçesinde rastlanmayan sesler de ortaya çıktığı görülmektedir. Özellikle “k” ve “h” seslerinin boğazdan telaffuzu çoğu ağızlarda görülen bir durumdur. Bazen de çocuğun telaffuz yanlışlığı, aile bireylerinin hoşuna gider. Çocuk insanlardan ilgi görmek maksadıyla bu söyleyişe devam edince bozukluk alışkanlığa dönüşür. Ailelere düşen görev, çocukların dili yanlışlarının anında düzeltmektir. “s” ve “z” seslerinin dudaklardan çıkarılmasıyla oluşan pelteklik, sesin değiştirilerek söylenmesidir. Çoğu zaman bu kusurun farkına varılmaz ve çocukken düzeltilmeyince alışkanlığa dönüşür.

→ Gevşeklik: Boğumlanma tembelliğinden ileri gelir. Boğumlanma aygıtının (gırtlak, boğaz, çene, dil, damak, dudaklar, dişler) gevşekliği tembelliği nedeniyle seslerin, hecelerin, sözcüklerin anlaşılmamasıdır.

→ Atlama: Ses organlarının genel tembelliğidir ve en çok karşılaşılan durumdur. Bu genel gevşeklik genel konuşma özürlülüğüne yol açar. Hızlı konuşan ve konuşmasına önem vermeyen kimselerde sık rastlanır. Birtakım sesler ya da heceler atlanır. Allahasmarladık – Alasmaldık, kendisi – kensi, bir dakika – bi dakika, karışma – kaşlaşma, hanımefendi – hamfendi, nasılsın – nassınız, kilitledim – kitledim, Galatasaray – Gassay, bu örneklerden birkaçıdır.

Kekemelik: Kekemelik; bazı fiziksel, psikolojik ve nörolojik nedenlerle konuşmanın akıcılığını etkileyen bir konuşma kusurudur. Kekemelik; takılmalar, uzatmalar, duraklamalar, tekrarlar olmaktadır. Kekemeliğin sonucunda çeşitli toplumsal handikaplar olacağından diğer konuşma kusurlarına göre daha çok önemsenmesi gereken bir konuşma bozukluğudur. Kekemeliğin temel özelliği bireyin konuşmasının gerek akıcılık gerekse zamanlama yönünden bozulmasıdır. Kekemelik; konuşma esnasında tekrarlar, uzatmalar, zorlanmalar, ünlemler, sözcüklerin parçalanması duyulabilir ya da sessiz bloklar (konuşma sırasında tamamlanamayan ya da tamamlanamayan ara vermeler), dolaylı yoldan konuşma (söylenmesi zorunlu sözcüklerden kaçınmak için başka sözcükler kullanma), sözcükleri fiziksel bir gerginlikle söyleme ve tek heceli sözcükleri ifade etmeyi engelleyen istemsiz bir bozulma olarak tanımlanabilir.
Kekemelik;

• Kaygı ve hissedilen güçsüzlük duygularının kekemeliği ortaya çıkarmasıyla,
• Kendisinden emin olmamasının sonucunda, konuşma yeteneğini bozmasıyla,
• Yüz ifadesinde bozukluk, duraklama, uzatma, konuşmanın ritminde bozukluk ya da konuşmanın akıcılığının bozulmasıyla,
• Kekemelik oluştuğuna ilişkin olarak konuşmacı ve dinleyici arasında ortak anlayışın olması ve konuşmacının ritmi bozmadan konuşmayı denemesi ancak başaramamasıyla,
• Konuşmacının kendisini kekeme olarak algılaması, dinleyiciyi rahatsız ettiğine ve doğal konuşamadığına ilişkin yanlış inancıyla tanımlanabilir.

Afazi: Afazi, zihinsel veya fizyolojik bir eksiklik olmamasına karşın konuşmada meydana gelen bozukluklardır. Konuşmayla ilgili olan hafıza geriliği, işitme kaybı, diyafram, akciğerler, ses telleri ve ağız bölgesi organlarında bozukluk olmadığı hâlde konuşma işlevin gerçekleşmemesidir. Afazi, beyindeki konuşma merkezlerinde meydana gelen bir hasar sonucunda konuşma, konuşulanı anlama, adlandırma, tekrarlama, okuma veya yazma gibi becerilerin kısmen ya da tamamen kaybıdır.

Hazırlayan: Kadir AYDOĞAN