Halk edebiyatı, halkın edebî zevkini karşılamak için sözlü olarak ortaya konan, kendine özgü bir dili ve üslûbu bulunan edebiyat kolu şeklinde tanımlanabilir. Türk halk edebiyatının başlangıcı İslâmiyet öncesine kadar uzanır. Divân-ı Lûgati’t-Türk’te bugünkü halk edebiyatı ürünleri ile benzerlik gösteren birçok parça vardır. İslâmiyet’in kabulünden sonra İran ve Arap edebiyatı etkisinde gelişen klasik edebiyat, özellikle aydınlar ve Saray tarafından ilgi görünce, halk edebiyatı hep ikinci planda kalmış ve halkın ilgisiyle varlığını bugüne kadar devam ettirmiştir.
Klasik Türk edebiyatı alanında eser vermiş olan aydınlar içinde halk edebiyatını gündeme getiren ilk isim Ziya Paşa’dır. Ziya Paşa “Şiir ve İnşa” makalesinde bizim gerçek edebiyatımızın halkın ortaya koyduğu ürünler olduğunu belirtmiş ve dikkatleri halk edebiyatı ürünlerine çekmiştir. Daha sonra Rıza Tevfik, Ziya Gökalp ve M. Fuat Köprülü özellikle “folklor”ü bir bilim olarak ele almak gerektiği üzerinde durarak bu konudaki derleme ve araştırmalara dikkat çekince, halk edebiyatı üzerindeki bilimsel araştırmalar başlamıştır. Ancak Türk halk edebiyatı XX. yüzyılın başlarından itibaren yerli ve yabancı araştırmacılar tarafından ilgi görmüş ve 1960’lı yallardan itibaren bazı Türk üniversitelerinde ders olarak okutulmaya başlanmıştır. Bu alandaki çalışmalar köklü bir geleneğe dayanmadığı için ileri sürülen görüşler ve yapılan tasnifler henüz tam bir kabul görmemiştir.
Günümüzde halk edebiyatının önemli problemlerinden biri “halk edebiyatı” olarak adlandırılan edebiyatın içinde yer alacak ürünlerin neler olması gerektiği ile ilgilidir. Liselerde okutulan edebiyat kitaplarında halk edebiyatı; Anonim halk edebiyatı (folklor), âşık edebiyatı ve tekke edebiyatı (dinî-tasavvufî edebiyat) olarak üç bölümde ele alınmıştır. Pertev Naili Boratav, 100 Soruda Türk Halk Edebiyatı (İstanbul, 1969) adlı eserinde Türk halk edebiyatının bölümleri arasında tekke edebiyatına yer vermemiş, Nihat Sami Banarlı ise edebiyat ders kitaplarındaki tasnifi benimsemiştir (TA, c. XVIII, s. 393-402). Umay Günay halk edebiyatını tanımlarken tekke edebiyatına da yer vermiş (Âşık Tarzı Fiil Geleneği ve Rüya Motifi, Ankara, 1986, s. 8), ancak daha sonra Büyük İslâm Tarihi adlı eserde yer alan incelemesinde, tekke edebiyatını da halk edebiyatı içinde göstermekle beraber (c. XIV, s. 523-533) tekke edebiyatı ürünleri üzerinde durmamıştır.
Öte taraftan D. Mehmet Doğan Türk Dili ve Edebiyatı Ansiklopedisi’ndeki “Halk Edebiyatı” maddesinde (c. IV, s. 55-56) edebiyatını esasta şahsî, halk edebiyatı olarak adlandırılan edebiyatın içinde yer alan folklorun mâşerî, yani halkın ortak malı olduğunu, şahsî ürünler olan âşık edebiyatı ürünlerinin halk edebiyatı dışında yer alması gerektiğini belirtmiş, dinî-tasavvufî edebiyattan ise hiç söz etmemiştir. Türk halk edebiyatı alanında ilk sayılabilecek derlemeleri yapan Ignácz Kúnos’un 1925 yılında yayımladığı Türk Halk Edebiyatı adlı eserini tanık gösteren D. Mehmet Doğan, Kúnos’un adı geçen eserine yalnız anonim halk edebiyatı ürünlerini aldığını belirterek ileri sürdüğü görüşün doğruluğunu ispata çalışmıştır. D. Mehmet Doğan ayrıca halk edebiyatı ürünlerini tür ve biçim ayrımı yapmadan “türler” adı altında 1. Manzum türler, 2. Seyirlik oyunlar, 3. Halk hikâyeleri, 4. Masal ve efsaneler, 5. Atasözleri ve deyimler, 6. Bilmeceler ve fıkralar şeklinde tasnif etmiştir.
Saim Sakaoğlu, Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Ansiklopedisi’ndeki “Halk Edebiyatı” maddesinde (c. XV, s. 345-350), teferruat sayılabilecek bazı hususlar dışında, D. Mehmet Doğanın görüşlerine katıldığını; ancak halk edebiyatı konusunda daha belirli bir çerçeve ortaya koyabilmek için D. Mehmet Doğan’ın türlerden hareketle yaptığı sınıflandırma yerine, anonim Türk halk edebiyatı, âşık edebiyatı ve tekke edebiyatı dallarından hareket edilmesi gerektiğini belirtmiştir. (Albayrak, N. (2007). Türk Halk Edebiyatı Literatürü. Türkiye Araştırmaları Literatür Dergisi(10), 9-42.)
Halk Şiirinde Kullanılan Aruzlu Nazım Şekilleri
Divan (Divani)
• Divanî olarak da isimlendirilen bu tür, aruzun “fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilâtün fâ’ilün” kalıbıyla kaleme alınmaktadır.
• Kendisine has ezgilerle icra edilir.
• Bentlerinde yer alan mısra sayısına göre gazel, murabba, muhammes, müseddes gibi adlar almaktadır.
• Gazel tarzında yazılanlarında kafiye düzeni “aa, xa, xa…” şeklindeyken dörtlükler şeklinde oluşturulduğunda ise “aaxa, bbba, ccca…” ya da “aaaa, bbba, ccca…” şeklindedir.
Câm-ı çeşmidir görünen eldeki peymâne-vâr
Sâki-i gam dil sürâhîden alır mey-hâne-vâr
Gevherî bir keyf ile çok söyleyin dîvâne-vâr
Kâil idim bir kelâmı aklılâne söylesem (Gevherî)
Selis
• Genel olarak gazel nazım biçimi kullanılmaktadır.
• Aruzun “fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilâtün fe’ilün” kalıbıyla meydana getirilmektedir.
• Kendine özgü ezgisi bulunmaktadır.
Kan döker hecrin ile subh u mesâ didelerim
Yok mu îmânın acep bende bir pâre güzel
Ne füsûn ettin acep Nûrî-i nâlânna sen
Açamam râzımı ne dosta ne ağyâre güzel (Âşık Nûrî)
Semai
• Aruzun “mefâ’ilün mefâ’ilün mefâ’ilün mefâ’ilün” kalıbıyla meydana getirilir.
• Bu tür gazel, murabba, muhammes gibi şekillerde de yazılmaktadır.
• Mussammat semai, yedekli semai gibi çeşitleri vardır.
Guşâde verd-i ahmerler haram oldu beyaz tenler
Bize de Vasfiyâ derler gönül vermez her ednaya (Vasfî)
Kalenderî
• Aruzun “mef’ûlü mefâ’îlü mefâ’îlü fe’ûlün” kalıbıyla yazılmıştır.
• Geleneksel ezgilerine göre düz, Acem ve Emrah kalenderîsi gibi adlandırılmıştır.
İçtin mi a cânım yine mestâne durursun
Gamzen gibi âşıklara bîgâne durursun
Kimden söz işittin ki celâ hakkında dâir
Böyle güzelim hâtırı vîrâne durursun (Tokatlı Nûrî)
Anonim Halk Edebiyatı: “Anonim” Türkçe Sözlük’te adı sanı bilinmeyen, ortak ve edebiyat için kullanıldığında da yazanı ve söyleyeni bilinmeyen anlamlarına gelmektedir. Halk ise aynı soydan gelen, ayrı ülkelerin uyruğu olarak yaşayan insan topluluğu, aynı ülkede yaşayan, aynı uyrukta olan insan topluluğu, belli bir bölgede veya çevrede yaşayanların bütünü şeklinde açıklanmaktadır. Bu anlamdan farklı olarak bir de aydınların dışında kalan topluluk şeklinde tarif edilmektedir. Terimsel olarak ise halk en az bir ortak faktörü paylaşan bir gruptur. Bu faktörün ne olduğu önemli değildir. Bundan daha önemlisi bu grubun kendi ait olduğunu kabul ettiği bir geleneğin olmasıdır. Belli bazı gelenekleri paylaşan herhangi bir grup halk olarak adlandırılabilir. Bu grup bir aile kadar küçük, bir millet kadar büyük bir kitle olabilir. (Güleç, İ. (2013). Anonim Halk Edebiyatı’nın Tasnifine Dair Yeni Bir Öneri. Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi(14), 47-58.)
Anonim Halk Edebiyatı Nazım Biçimleri
Mani
• Genellikle yedi ve sekiz heceli dizelerden oluşur; ama daha çok 7’li hece ölçüsü temel alınır.
• Uyak düzeni çoğunlukla “aaxa” biçimindedir.
• Sade, anlaşılır ve halk söyleyişine yakın bir dil kullanımı tercih edilir.
• Tek dörtlükten oluşan bir nazım biçimidir.
• İletilmek istenen temel anlam, genellikle son iki dizede yoğunlaşır.
• Mani, anonim halk edebiyatının en küçük ve en yalın nazım biçimi olarak kabul edilmektedir.
Türkü
• Genellikle 8’li veya 11’li hece ölçüsüyle kaleme alınır.
• Uyak düzeni, çoğunlukla “abab / xx / cccb / xx” şeklinde yapılandırılır.
• Sade, yalın ve halk söylemine yakın bir dil tercih edilir.
• Yapı bakımından genellikle 3 ila 5 dörtlükten oluşur.
• Dörtlükler arasında yer alan ve iki dizeden oluşan nakarat bölümlerine “kavuştak” adı verilir.
• Konu çeşitliliği bakımından herhangi bir sınırlama bulunmaz; aşk, kahramanlık, toplumsal olaylar, bireysel duygular ve benzeri temalar serbestçe işlenebilir.
Diğer Biçimler
• Ninni
• Tekerleme
• Bilmece
Âşık Edebiyatı
• Bağlama (saz) eşliğinde, halk ozanları tarafından icra edilen şiirsel metinlerdir.
• Nazım birimi olarak dörtlük esas alınır; yapı bakımından genellikle 3 ila 5 dörtlükten oluşur.
• Uyak düzeni, çoğunlukla “abab / cccb / dddb / …” şeklinde kurgulanır.
• Dil ve anlatım, halkın günlük konuşma diline yakın, sade ve yalındır.
• Bu türde en yaygın kullanılan ölçü hece ölçüsüdür; ancak son dönem örneklerde, sınırlı da olsa aruz ölçüsüne başvurulduğu da görülmektedir.
Âşık Edebiyatı Fasılları: Kahvehaneler, âşık icralarının fasıl biçimlerinin de şekillendiği yerlerdir. Hiç şüphesiz âşıklarca belli bir sistem dâhilinde icra edilen “fasıllar”, geleneğin dinamik bir yapıya bürünerek günümüze kadar gelmesinde en önemli mecrayı teşkil etmektedir (Köprülü, 2004: 122). Ancak her bölge için aynı düzenden bahsedilemez. Fasıllar, bölgeden bölgeye göre belli başlı değişiklikler göstermektedir.
Divan/Divanî: Üç kıtalık şiirlerin kıtaları arasına ara ezgiler ve kıta başlarına “ah, yar” vb. ifadeler eklenerek oluşturulan özel ezgi biçimlerine verilen isimdir (Balkaya, 2021: 26).
Hoşlama: Âşık fasıllarının birinci bölümünü oluşturan hoşlama/merhabalaşma denilen bu bölümde, fasıla iştirak eden dinleyicilere hoş geldiniz demek için “hoş geldiniz”, “safa geldiniz” gibi rediflere bağlı ayaklarla divanîler söylenir. Hoşlama bölümünde söylenilen şiirler ya on beş heceli divanî ya da on bir heceli koşma olmaktadır (Erdener, 2019: 181).
Hatırlatma: Bu bölümde âşıklar kendilerinden önce yaşamış usta âşıkların şiirlerine yer verirler. Bu vesile ile geleneğe katkısı olan usta âşıklar anılır ve onlara rahmet dilenir. Âşık fasıllarının diğer bölümlerinde de usta malı söyleyişlere yer verilse de Doğu Anadolu Bölgesi’nde usta malı söyleyişlere bu bölümde yer verilmektedir (Erdener, 2019: 182).
Tekellüm: Âşık fasıllarının en geniş bölümünü oluşturmaktadır. Âşıklar, belirli bir konu ve ayak düzeni içerisinde sistemli olarak değişirler. Bu bölüm kendi içerisinde sekiz gruba ayrılmaktadır. Ancak her fasılda bu sekiz grubun yer alması şart değildir (Günay, 2019: 87).
Serbest Deyişme: Geleneğe göre en yaşlı veya ev sahibi durumunda olan âşık “düz ayak” veya “geniş ayak” denilen kafiyeyi sağlayacak kelimelerin bol olduğu bir ayakla deyişmeyi başlatır. Bu bölümde konu veya kıta sayısı sınırlaması yoktur. Âşıklar karşılaşma sebeplerini dile getirdikleri gibi istedikleri herhangi bir konuda ayak açarak sohbet tarzında söyleşirler (Günay, 2019: 87).
Öğütleme: Tekellüm bölümünün ikinci kısmını oluşturmaktadır. Burada ayak ve deyiş sınırlaması olmaksızın âşıklar belli başlı konularda atışırlar. Bu atışmalar esnasında, birbirleriyle bilgi ve tecrübelerini paylaşırlar.
Bağlama-Muamma: Âşık karşılaşmaları içerisinde önemli bir yere sahip olan bu bölümde, âşıklar birbirlerini dinî ve tasavvufi yönden sınarlar. Sınama esnasında dar ya da kapalı ayak kullanarak birbirlerini zor duruma düşürmeyi hedeflerler. Eğer sorulan muammalar doğru cevaplanırsa soru sorma sırası diğer âşığa geçer (Aydın, 2010: 24).
Sicilleme: Âşık atışmalarında, atışmada galip gelen âşığın kendini överek karşı tarafı tenkit ettiği bölümdür. Bu bölüm diğer bölümlerden farklı olarak karşılıklı söylenmemektedir.
Yalanlama: Âşık fasıllarında yalan söylemeye dayanan en çok ve inanılmaz yalanları bulup söyleme sanatı aynı zamanda kelime hazinesindeki zenginliği ortaya koyma bakımından da ilgi çekici bölümdür. Anonim Halk Edebiyatı ürünleri arasında çok kere yalana dayalı tekerleme türü ile âşık deyişleri arasındaki yalanlamalar arasında bir bağ olduğu düşünülebilir. Tekerleme bu kısmı da karşılıklı paylaşılan koşma dörtlüklerinden oluşur. Âşık fasılları içinde çok sık yer alan bir atışma çeşidi değildir (Günay, 2019: 94).
Taşlama: Bu bölümde âşıklar birbirlerini kırmadan, ekseriyetle güldürme esasına dayanarak birbirlerini dış görünüşlerine ve âşıklık bilgilerine göre eleştirirler.
Tüketmece: Bu bölümde âşıklar zor ayakların yanı sıra b, h, p, f, v, m harflerinin kullanılmadığı “dudakdeğmez” ile dörtlükler üretir (Erdener, 2019: 172). Birbirinden üstün olduklarını bu bölüme kadar ispatlayamayan âşıklar, zor ayaklardan bir veya birkaçına başvurarak hünerlerini göstermeye çalışırlar (Günay, 2019: 96).
Uğurlama: Âşık fasıllarının son bölümüdür. Âşıklar bu bölümde işi tatlıya bağlar, karşısındaki âşığın gönlünü alırlar. Bu bölümde âşıklar karşılıklı olarak güzellemeler söyleyerek birbirlerini methederler.
Dipnot: Buradaki fasıllar, gelişigüzel bir sırayla yazılmıştır. Sıralama kaynağa farklılık gösterebilir.
Âşık Edebiyatı Nazım Biçimleri
Koşma
• En az iki, en fazla dört ya da altılı dörtlükten meydana gelen, hecenin 8’li 11’li kalıplarıyla oluşturulan nazım biçimidir. Kafiye örgüsü “aaab, cccb…; abab, cccb…; abxb, dddb…; aaab, bbba…” şeklindedir. Koşmalar yapısına göre farklılık göstermektedir.
• Şiirler, 11’li hece ölçüsü ile kaleme alınır.
• Aşk, sevgi, gurbet, yurt sevgisi ve tabiat gibi temalar etrafında şekillenen lirik duygular, koşmalarda belirgin bir şekilde öne çıkar.
Asıl Koşma: En yaygın koşma türüdür. Düz Koşma olarak da adlandırılır. 2 ila 5 dörtlük arasında 8 ve 11’li hece ölçüsüyle oluşturulur.
Yiğit olan yiğit kurt gibi bakar
Düşman görünce ayağa kalkar
Kapar mızrağın meydana çıkar
Yiğidin ardında duran olmalı
Koşma Şarkı: İlk dörtlüğün ikinci ve dördüncü mısralarıyla diğer dörtlüklerin dördüncü mısralarının kayustak (nakarat) olarak aynen devam etmesiyle oluşur.
İki dilber gördüm güller içinde
İkisi de nazlı cana uygundur
İsmini gizlerim diller içinde
Biri nazlı ceylan biri toygundur.
Kaçan bir naz ile eylese reftar
Kemendi zülfünü eyleyip etvar
Şehr-i melahatte o şirin güftar
Biri nazlı ceylan biri toygundur. (Gevheri)
Musammat Koşma: İç kafiyelere sahip olan koşma türüdür.
Sevdim bir dilberi / gönül serveri
Dudağı şükkeri / em emcesine
Gözemişim her yeri / böyle bir peri
Görmedim ekseri / ademcesine (Âşık Yeşarî)
Tecnis Koşma: Bütün kafiyeleri cinaslı olan koşmadır.
Sel gelince yıkılırmış yar dedim
Al hangeri vur sineye yâr dedim
Yeter cevr ü cefa etme yar dedim
Cism ü bedenimi yüz de seyreyle
Dedim-Dedili Koşma: Diyalog şeklinde oluşturulan koşmadır. Bunlara mürâcaa da denilmektedir.
Uykudan uyanmış şahın bakışım
Dedim sarhoş musun dedi yok yok
Ak elleri elvan elvan kınalım
Dedim bayram mıdır dedi yok yok (Kul Nesimî)
Zincirleme Koşma: Her dörtlüğün son mısrasında bulunan kafiyeli sözcüğün, bir sonraki dörtlüğün ilk mısrasında tekrarlanmasıyla oluşturulan koşma biçimidir.
O ki yaratıldı turâb-ı Tur’dan
Perverdigâr Hak Subhân bilir
Turabın aslını yarattın nurdan
Nurdan evvel bir mekân biliriz
Mekânda var iken nice bin şehir
Anı ziynet kıldı ne murg-ı meher
Günde yetmiş kere eyledi teher
Ana nisbet dü cihan biliriz (Âşık Zülâlî)
Zincirbent (Zincirleme) Koşma: Koşma dörtlüklerinde, dize sonunda bulunan kelimenin, bir sonraki dizenin başında yer alması şeklinde oluşur.
Kıymeti bulunmaz her fem de mâhir
Mâhareti çoktur güş gibi zâhir
Zâhiren kendisi dürr ü cevâhir
Cevherin kıymetini bil kıymetini
Ayaklı Koşma: Koşmanın ilk iki ve son iki mısrasından, diğer dörtlüklerde ise son mısrasından sonra beş heceli, ziyâde adı verilen bir mısra eklenmesiyle oluşturulan koşma türüdür.
Ey benim cânânım can içre canım
Şûh nev-civânım olma bî-vefa
Rahm eyle bana
Ben sana kurbanım gel keşke geldin
Dök yerlere kanım tek ol Asîna
Olma bî-vefa
Sevdim sen dil-ber hûblar serveri
Gördüm şeklin peri oldum müşteri
Çeksen de hançeri kessen bu serî
Gayrı şimden geri sen şah ben Gedû
Kul oldum sana (Gedayî)
Yedekli Koşma: Bir dörtlüğün ikinci mısrasından sonra bir mâninin değiştirilmesiyle oluşan türdür.
Siftah yalvarırım Gani Subhâna
Sonradan dönerim bir aç aslana
Dönerem aç aslana
Saldırıran cihana
Kâh o yana bu yana
Diyeceksin daha ne
Nece ki bir serçe geçer şâhana
Kırsam kanadını yolsam el kanar (Âşık Zülâlî)
Zincirbent Ayaklı Koşma: Ayaklı koşmaların ziyâde mısralarının son sözcüklerinin, kendinden sonra gelecek mısralarda tekrarlanmasıyla oluşturulan koşmalardır.
Gani Mevlâm düştüm aşkın oduna
Aşk oduna düştüm ciğerim kebâb
Söyündürmez âb
Âb akıyor benim iki gözümden
Gözümden akan yaş hep olur şarab
Kerem et Yârâb
Kerem et Yârâbbi hâlim yamandır
Yaman oldu hâlim sana yalandır
İyan oldu bu dehân âhir zamandır
Âhir zaman oldu okurdi kitâb
Bulasın sevâb (Zahmî)
Musammat Ayaklı Koşma: Hem musammat hem de ayaklı olma özelliklerine sahip koşma türüdür.
Ey gonca dilanım lebl-i mercanım
Yolunda kurbanım sana can fedâ
Ey kadd-i tûbâ
Ten içinde canım rûh-ı revânım
Yetiş ey lokmanım derdime devâ
Vaslında şifâ
Nedir o taravet o serv-i kamet
Dü çeşmin bir âfet hüsn-i melahat
O gılman nezaket yasma kıyafet
Koparır kıyamet düşer vaveylâ
Ey saçı leylâ
Toplanmış dîdârlar vech-i mehrûlar
Keman-ı ebrûlar çeşm-i câzûlar
Gelirler miskbûlar elvan kokular
Bunca güftügûlar sen hüsn-i âlâ
Etme divâna (Müdâmî)
Musammat Zincirbent Koşma: Hem musammat hem de zincirbent koşmanın özelliklerini gösteren koşma türüdür.
Semai
• 8’li hece ölçüsü ile yazılan şiirlerden oluşur.
• Ezgiyle söylenen, sevgi ve doğa temalarını yansıtan şiirlerdir. Şiirsel anlatımda lirik bir atmosfer hâkimdir.
Gönül gurbet ele çıkma
Ya gelinir ya gelinmez
Her dilbere meyil verme
Ya sevilir ya sevilmez
(Erzurumlu Emrah)
Varsağı
• 8’li hece ölçüsü esas alınarak kaleme alınan bu nazım biçimi, özellikle Güney Anadolu bölgesine özgü bir söyleyiş biçimiyle dikkat çeker.
• Şiirlerde genellikle “bre, behey” gibi ünlemlere yer verilir; bu da varsağıya yiğitçe, coşkulu ve mertçe bir söyleyiş kazandırır. Bu türdeki şiirlerin büyük çoğunluğu 8’li hece kalıbıyla bazıları da 11’li hece kalıbıyla oluşturulmuştur.
Yürü bre yalan dünya
Sana konan göçer bir gün
İnsan bir ekine misal
Seni eken biçer bir gün
(Karacaoğlan)
Destan
• Genellikle 8’li veya 11’li hece ölçüsü kullanılarak yazılan uzun soluklu şiirlerdir. Diğer bir deyişle en az beş dörtlükten oluşup sınırsız dörtlük sayısına sahip olan nazım şeklidir.
• Savaş, göç, kıtlık, doğal afetler, kahramanlık, yenilgi gibi toplumsal ve tarihsel bakımdan önemli olaylar, destanların ana temalarını oluşturur. Destan, Koşma tipi kafiye örgülerinden herhangi birisiyle oluşturulabilir.
Hilkatin sırrını bilmek isteyen
Men aref razıyla aynı raz olur
Mahlukta Hâlık’ı görmek isteyen
Kendin görür gayre hiç bakmaz olur
(…)
Âşık Edebiyatı Nazım Türleri / Konularına Göre Koşma Türleri:
Güzelleme: Herhangi bir yeri, bir tabiat manzarasını ya da sevgilinin güzelliğinin anlatıldığı koşma türleridir.
Nasıl vasfedeyim güzelim seni
Rumeli Bosna’yı değer gözlerin
Dünyaya gelmemiş eşin akranın
İzmir’i Konya’yı değer gözlerin
(Ruhsatî)
Koçaklama: Yiğitlik, kahramanlık temalı konular için söylenen, kendine has ezgilerle icra edilen koşma türüdür.
Köroğlu düşer mi yine şanından
Ayırır çoğunu er meydanından
Kırat köpüğünden düşman kanından
Çevrem dolup şalvar ıslanmalıdır
Âşık Fasıllarında Düzen ve Fasıllarda Yer Alan Nazım Türleri
Merhabalaşma (Hoşlama): Bu bölümde fasla giriş yapılarak dinleyiciler selamlanır. “Hoş geldiniz”, “safa geldiniz”, “merhaba” gibi rediflere bağlı ayaklarla koşma dörtlükleri söylenir. Bu bölüm âşıklardan herhangi biri tarafından yapılabildiği gibi fasıla katılan âşıkların aynı ayakla birer dörtlük okuması şeklinde de yapılmaktadır. Merhabalaşma bölümündeki deyişlerde genellikle faslın önemli konuklarının adları ve faslın düzenlenmesine ön ayak olanların adları geçirilir. Faslın yapıldığı yer deyişlerde övülür.
Aşıkların yarasına dermanlar hoş geldiniz
Erkânlar sonra sizler lokmanlar hoş geldiniz
Āşığın gözyaşı derya ucudur deli gibi
Bizlere önder olanlar, kaptanlar hoş geldiniz
Öğütleme (Nasihat): Nasihat içerikli şiirlerden oluşur.
Mecliste arif ol kelamı dinle
El iki söylerse sen birin söyle
Elinden geldikçe sen iyilik eyle
Hatıra dokunup yıkıcı olma
Hatırlatma (Canlandırma): Aşık fasıllarının bu bölümünde, gelenekte iz bırakmış eski usta âşıklardan şiirler okunur.
Tekellüm: Aşık fasıllarında en geniş ve en çok beceri isteyen bölümüdür. İzleyicilerin isteği üzerine ya da âşıkların kendi aralarındaki rekabete göre belli bir konu üzerinde yapılır. Aşıklar, verilen ayağa göre belirli konularda şiirler söyler.
Gel sennen imtihan olak, gam donun giyin âşık
İndi sinene çekecem dağ ile düğüm âşık
Terlan gibi gözlerdim ben her gün evgâh yerini
Şikâr deyin elime de düşüpsen böğün âşık (Aşık Abbas)
Arzuladık geldik biz böğün sizi deyin âşık
Sizde hiç hürmet yok mu kalbi kara hain âşık
Evvel çok havai gitme son pişman olursan
Ne zaman ki alt edersen o zaman öğün âşık (Âşık Şenlik)
Ayak Açma: Aşıklardan biri tarafından ilk dörtlüğün ikinci mısrasında şiire ayak olabilecek kafiyeli söz söylenmesidir. Genellikle yarışmaya katılmayan usta âşıklardan biri ya da âşıklığa meraklı biri tarafından verilir.
Huzuri:
Hatırıma düştü eski bir sanat
Barda, berde, birde, borda mânâ var
İşitmeyenler der bu nasıl hikmet
Târda, terde, tîrde, torda mânâ var
Müdamî:
Eski tekellümü eylediniz yad
Çarda, çerde, çirde, çorda mânâ var
Çer derttir, çir sudur, çur da sermaye
Zârda, zerde, zîrde, zorda mânâ var
Bağlama (Muamma): Aşıkların birbirlerini din, tasavvuf ve menkıbeler konusunda sınadığı şiirlerden oluşur.
Üç harflidir ağyarı çok
Dostu azdır, hem yâri çok
Aşık olan tanır onu
Nadir gezer, efkârı çok
Yalanlama: Aşıkların, fasıllarda hoşça vakit geçirmek için söylediği masalsı içerikli şiirlerdir. Sürrealist içerikli bu şiirlerde ma-salların giriş bölümlerini andıran bir üslup söz konusudur.
Bir hayal şehrine uğradı yolum
Topraktan yağmurlar yağar havaya
Serçe tırpan almış, ördek tırmığı
Deve ayak üstü çıkmış yuvaya
Bir karınca gökte turna avlıyor
Örümcekler kurt peşine havlıyor
Fare gitmiş balinayı avlıyor
Su içerken bir fil düşmüş kovaya
Tüketmece (Daraltma): Birbirlerinden üstün olduklarını kanıtlamak isteyen âşıkların, zor ayaklardan oluşan şiirler söylemesidir. Bu tarz şiirler, zor ayaklardan veya lebdeğmez adı verilen şiirlerden oluşur.
Hakikati izah eden âşıklar
Seyirciler şaşar hâline senin
Dikkat eyle söylediğin lisana
Neler gelecektir diline senin
Gönül Alma: Aşık fasıllarında taşlama ve takılmalardan sonra âşıklar, atıştığı aşığın gönlünü kırdıysa özür diler. Aşıkların, bir-birlerinin üstün yönlerini sıraladığı şiirlerden oluşur.
Uğurlama: Aşık fasıllarının son bölümünde, âşıkların birbirlerini ve izleyicileri uğurladığı, “elveda”, “güle güle” redifli şiirler-den oluşur.
Aşık Sümmani:
Aşıklar içinde mücevher satan
Ehl-i dil Şenlik’im sen misen kardaş
Mağribden maşrıka beyan ve beyan
Ålemde ürüşan sen misin kardaş
Aşık Şenlik:
Merhaba usta Sümmani, gevher saçan merhaba
Kelam-ı Kadim içinde harfi seçen merhaba
Hasret kaldık şu dünyada afitab ziyasına
Dünyanın müzeyyen keyfin koyu geçen merhaba
Sicilleme: Âşık fasıllarında bağlama-muamma bölümünde iddialı ve rekabet hâlindeki âşıklardan kazanan âşığın, kaybeden aşığın soyu ve kişiliğiyle ilgili acı sözler söyleyerek taşladığı şiirlerden oluşur.
X Aşık:
Eğer ki dilin lâl ise
Ne için alıpsan sazı
Derununda derceleyip
Sonra söyleseydin sözü
Y Aşık:
Kendini bilmez bed asıl
Canıma salıfsan közü
Ustasına laf edenin
Hemeşe karadır yüzü
Taşlama: Yergi ve hicvin, toplumdaki eksikliklerin, kişilerin aksayan yönlerinin iğneleyici bir biçimde anlatılmasıyla oluşturulan koşma türüdür. Karşıdakini eleştirme, yerme, onunla alay edip küçük düşürmeye yönelik takılmalı atışmalardır. Âşıklar bu tür atışmalarda seyirciyi güldürmek, eğlendirmek amaçlar. Âşıklar kendi âşıklığını, memleketini, soyunu överken karşıdakini de küçümser. Âşıkların birbirlerini taşladıkları takıldıkları şakalaştıkları atışmalar, seyircinin en beğendiği atışmalardır. Âşıkların birbirlerini taşladıkları takıldıkları şakalaştıkları atışmalar, seyircinin en beğendiği atışmalardır.
Ormanda büyüyen adam azgını
Çarşıda pazarda seyran beğenmez
Medrese kaçkını softa bozgunu
Selam vermek için insan beğenmez
(Seyrânî)
X Aşık:
Feymani seninle cenge girelim
Amma sözlerime darılmayasın
Gücün ne kadarsa o kadar yüklen
Yokuşun dibinde yorulmayasın
Y Aşık:
Muhabbet cenginde söz silahını
Giyinip kuşanıp kurulmayasın
Dikkat eyle ileride deniz var
Düşünce yılana sarılmayasın
Divanî:
Erzurum’dan bize davetlik geldi
Mektubun yanında bir ek, Meramî
Bana binmek için bir taksi aldı
Sana da semersiz bir eşek, Meramī
Meramî:
Nice yıldır âşıklıkta dolaşmış
Etmemiş bu işe emek Divanî
Tozlu yoldan yürümek için
Olmuş bir yaban inek Divanī
Ağıt: Ölenin ardından söylenen şiirlerdir. Bir kişinin ölümünden sonra duyulan üzüntüyü veya doğal afet, hastalık gibi çaresizlikler karşısında duyulan korkuyu ifade eden ezgili sözlerdir. Divan edebiyatında bu türe Mersiye denilmektedir.
Can evimden vurdu felek neyleyim
Ben ağlarım çelik teller iniler
Ben almadım toprak aldı koynuna
Yârim diyen bülbül diller iniler
(Dadaloğlu)