Çocuk Edebiyatı, iki yaştan başlayarak ergenlik dönemine kadar geçen süreçte çocukların hayat tecrübeleri, ilgi, ihtiyaç, gelişim ve algılama düzeylerine uygun olan bütün nitelikli (estetik ve edebî) metinleri kapsar. Bu metinler içinde bilmece, tekerleme, destan, efsane, masal, şiir, hikâye, roman, anı, biyografi, mektup, gezi yazısı, deneme, sohbet, makale, tiyatro, gazete ve dergiler yer alır. Türkiye’de çocuk edebiyatının ortaya çıkması eğitim konusu ile ilgili çalışmaların başladığı Tanzimat dönemine rastlar. Konu hakkında ciddi çalışmaların başlangıcı ise Cumhuriyetin ilânından sonradır. 1979 yılının Dünya Çocuk Yılı olarak kabul edilmesiyle birlikte ülkemizde çocuğa yönelik yayınlara eskisinden çok daha fazla önem verilmeye başlanır ve konu araştırmacılar tarafından bilimsel platforma taşınır. Türkiye’de çocuk edebiyatının geç ortaya çıktığı bir gerçektir. Ancak bütün toplumlarda olduğu gibi bizim toplumumuz için de istikbalin emanet edileceği çocuk çok önemlidir. Bu önemin yansıması olarak her dönemdeki edebî eserlere o toplumun çocuğa bakışı ve çocuk ile ilgili meseleler girmiştir.
Bugün de kabul edildiği üzere çocuk edebiyatının en temel işlevlerinden biri çocuğa okuma sevgisi ve alışkanlığı kazandırmaktır. Çocuk edebiyatı, (İngilizce Children’s literature, Fransızca Littérature enfantine, Almanca Kinderliteratur) çocuklar için yazılmış kitapları ve yayınları kapsayan bir kavramdır. Klaus Doderer, çocuk edebiyatını, “yalnızca çocuklar için yazılmış metin türlerinin genel adı” olarak tanımlar, Bunun için kullandığı özel kavram “çocuk lektürü”dür.
Çocuğun; özdeşleşebileceği, kendi yaş grubuna uygun konuların ele alındığı ve sanatçı bakış açısıyla yoğrulmuş kitaplarla karşı karşıya getirilmesi anne babalar gibi bütün eğitimcilerin de görevleri arasında görülmelidir. Bu bakımdan çocuk kitaplarının bu iki ögeyi içermesi gerektiği gerçeğinden hareket ederek, çocukların “gelişim evrelerinin” ve “gelişimsel özelliklerinin” dikkate alınması gerektiği vurgulanmalıdır.
Bilişsel gelişim alanında Piaget’in bilişsel gelişim kuramı, dil gelişiminde sosyal ve davranışçı kuramlar; kişilik ve toplumsal gelişimde ise Erikson’un psikososyal gelişim kuramı ve Freud’un psikoseksüel gelişim kuramı çalışmaya yön veren sınırlılık oluşturmaktadır. Kritik Dönem: Çocuklar bazı dönemlerde bazı davranışlara karşı daha duyarlıdırlar ve bu davranışla ilgili uyarıcılara üst düzeyde tepki verirler. Bu dönemler “kritik dönem” olarak adlandırılır.
Çocuk Edebiyatı: 3-4 ile 12-13 yaşlar arasına yönelik, yazınsal ve düşünsel nitelik taşıyan ürünleri kapsayan edebiyattır. Selçuk’un ifadeleri de yaşamın ilk beş yılının önemini açıkça ortaya koyar: “Çocuklar zihin gelişiminin üçte ikisini, sinir sistemi gelişiminin yaklaşık olarak beşte dördünü ilk beş yıl içinde tamamlar. Aynı şekilde temel kişilik özellikleri de ilk beş yıl içinde oluşur. Bu nedenle ilk beş yıl içinde alınan eğitimin niteliği bireyin var olan potansiyel gücünü gerçekleştirme düzeyini doğrudan etkiler.”
Bireyin yaşamının ilk yıllarındaki “eğitim alanı” olan aile ortamı bireyin gelişimi için önemli bir alandır. Birey sosyo- kültürel olarak ailesine öykünerek var olmaya çalışır. Başlangıçta ailesinde gördüğü davranışları birebir taklit eder. Henüz doğru ve yanlışların ayrımına varmadığı için çevresindeki yetişkinlerin davranışlarının tamamını “yapılması gerekenler” olarak algılar. Bu durumda tıpkı bir ayna gibi yapılanları yansıtan çocuğun istendik davranışları yansıtması, çevresindeki yetişkinlerin bu davranışları gösterme düzeyine bağlıdır.
Pembecioğlu, bu sürece şöyle dikkat çeker: “Çocuk, dünyaya geldiği ilk andan başlayarak çevresindeki her şeyi kaydeden bir kamera gibidir. O anda kayda geçen olayların yeterince bilincinde değildir ama yine de kaydeder. Bu şekilde edinmiş olduğu bilgi birikimini günün birinde kayıtlarda gördüğü biçimde gerçekleştirebileceğini bilir.” Sanat; davranış, duygu ve düşünceler üzerindeki eğitsel işlevini fark ettirmeden üstlenir. Müzik, resim, drama vb. dallar bu gizil eğitim sürecinin parçalarıdır. İşte edebiyat da tam bu noktada ortaya çıkan bir diğer örnektir.
Çocuk edebiyatı 2-14 yaşları arasındaki bireylere yöneliktir. Dolayısıyla çalışmanın bir ayağı çocuk edebiyatına uzanmaktadır. Çocuk edebiyatı, edebiyat kavramının genel özelliklerini taşıyan bir parçasıdır. Ancak alanı çocuk olduğu için yetişkin edebiyatından farklı özellikler gösterir. Bu bölümde; çocuk edebiyatı ile ilgili açıklamalar yer alacaktır. Öncelikle çocuk olmak kavramı üzerinde durulacaktır. Ardından da çocuk edebiyatı, çocuk edebiyatının işlevi ve amaçları, çocuk edebiyatının ilkeleri, çocuk edebiyatında niteliği zayıflatan ögeler bu bölümünü oluşturacaktır.
Çocuğun özel dünyasına değinen Dilidüzgün çocuğu şöyle anlatır: “Çocuk kendine özgü algıları olan, dünyayı kendi bakış açısıyla değerlendiren, sosyal, dilsel, ruhsal yetileri henüz tam olarak gelişmemiş ya da yetişkinlerin dünyasıyla bütünüyle örtüşmeyen bir varlıktır.” Çocuk kavramı uzun yıllar yetişkin kavramının gölgesinde kalmıştır. Çocuk varlığını “yetişkinin küçüğü, minyatür yetişkin” gibi tanımlamalarla yetişkine bağımlı olarak sürdürmüştür. Bazı toplumlar ise çocuğa “geleceğe yatırım” gözüyle bakmış ve çoğu yetişkin içinse çocuk “neslin devamı” olmanın ötesine geçememişti.
Ne de olsa büyüyüp yetişkin olacak olan çocuk üzerine düşünmeye bile gerek görmeyen yetişkinlerse yazık ki hep var olmuşlardır. Hatta sevgi denince çoğumuzun aklına ilk gelenlerden olan çocuk ne yazık ki bazı toplumlarda ezilen, öldürülen, çalıştırılan kısacası değersizleştirilen varlıklar yerine de konmuştur. Bu değersizleştirme “çocuk gibi davranma”, “ben çocuk muyum?”, “çocuk gibi azarlama” gibi deyimlerle bizim kültürümüzdeki izlerini de yansıtır. Çocuk modernleşme ve sanayileşmenin ve tabi ki teknolojik gelişmelerin de etkisiyle “çocuk” olarak anılmaya ve anlaşılmaya başlandığında milyonlarca çocuk kendine hak görülen yaşantılarla büyüyüp yetişkin olmuştu bile. “Modernleşme döneminde, bir yandan çocuk, diğer yandan yetişkin ve ikisi arasındaki ilişki biçimleri yeniden tasarlandı.”
“Çocuk, insanlıkla yaşıt olmasına karşın çocukluk modern bir kavramdır.” Sonunda ; olasılıkla kendi çocukluklarını bile anlayamadan büyüyen yetişkinler fark etti ki çocuk sadece biyolojik olarak gözle görülür ayrımları olan “küçük insancık” değil. Çocukların kendine özgü bilişsel ve duyuşsal özellikleri olduğu fikri kabul görmeye, onların kendilerine özel duygusal dünyaları anlaşılmaya başlanınca çocuk nihayet çocukluğunu buldu.
Çocuğun çocukluğunu bulma serüveni Nas’ın sözleriyle özetlenebilir: “Bugün biliniyor ki çocuk, yetişkinin küçük bir örneği (modeli) değildir. Çocukluk diye bir olgu, bir dönem vardır. Çocuğun kendine özgü bir dünyası, algılanması, düşünme biçimi vardır. O çocuktur, çocukluğunu yaşamaktadır. Ama insanlık “çocukluk” kavramına kolay ulaşmadı. Çocuk hep vardı, ama çocukluk yoktu, yok sanılıyordu. ‘Çocukluk’ un ancak 16. yy. da ayırdına varılmıştır.
Erikson’a göre ise çocukluk insanı insanlığa başlatan ilk sahnedir. İnsanlık serüvenimizin ilk istasyonu olan çocukluk dönemi, insanın en saf halidir. İnsanı insan yapan ögeleri sıraladığımızda saydıklarımız, çocukların özelliklerini sayarken sıraladıklarımızla büyük bir ortaklık gösterir. İçindeyken yavaş, dışına çıktığımızda ise hızla geçtiği hissedilen bu özel yıllar elbette ki bir gün son bulur (çocuğun zamanı bir hayli uzundur). Her bir çocuğun bir gün bir yetişkin olurken aynı zamanda bir anne, bir baba, bir vatandaş gibi rolleri üstleneceği de göz önünde bulundurulursa çocuk adına atılan her adımın ne denli önemli olduğu anlaşılacaktır.
Çocuk Edebiyatı Nedir?
Çocuk edebiyatı her şeyden önce edebiyatın bir bölümüdür. Bir öznesi çocuk diğer öznesi ise edebiyattır. Başka bir deyişle edebiyat evrensel küme olarak kabul edilirse, çocuk edebiyatı alt küme olarak ifade edilebilir. Çocuk Edebiyatı edebiyatın genel özelliklerini taşır. Ancak bir önceki bölümde de vurgulandığı gibi çocukların hayatı algılama biçimi yetişkinlerden farklı olduğundan onlara sunulacak yazınsal ürünler de farklı olmalıdır. “…Çocuk edebiyatı, yetişkinler için üretilen edebiyat ürünleri gibi öncelikle edebiyattır. Ne var ki hedef kitlesi öteki grup edebiyatlarındakinden çok daha farklı ve özel olduğundan özel bir ilgi ve titizliğe de gereksinim duyar.”
Şirin de Sever gibi çocuk edebiyatının öncelikle edebiyat olduğuna değinmiştir. Bununla birlikte çocuk edebiyatı edebi yönü ile incelik isteyen bir alandır. Dilidüzgün’ ün tanımı ise şöyledir:“ Çocuk edebiyatı, edebiyat niteliğinden ödün vermeden, çocuğun gerçekliğinden hareket ederek, konularını onun doğal ve güncel çevresinden seçen ve çocuğun kendi dünyasına çok açılı bir anlayışla bakabilmesini sağlayan, ona bilinçli bir okuma alışkanlığı kazandırmayı öngören edebiyat ürünleridir.”
Şirin, çocuk edebiyatını, edebiyat estetiği bakımından birbirine karşı iki ayrı edebiyatmış gibi göstermenin doğru olmadığını vurgular. Eğer edeb nitelik taşıyorsa çocuklar için yazılan yapıtların yetişkinlerce de okunabileceğini belirtir. Yukarıdaki açıklamalarda da görüldüğü gibi çocuk edebiyatını, edebiyattan bağımsız ele almak olanaklı değildir. Ancak çocuk edebiyatını edebiyat içinde değerlendirirken çocuğun kendi gerçekleriyle örtüşen bir anlayış izlenmelidir. Bu anlayış da yaş aralığı, çocuğun doğası, merakı, düş gücü gibi pek çok etkiyi beraberinde getirir. Sever, çocuk edebiyatını tanımlarken yazınsal metinlerin çocuğun dünyasına katkılarını vurgulamıştır.
“Çocuk edebiyatı (yazını), erken çocukluk döneminden başlayıp ergenlik dönemini de kapsayan bir yaşam evresinde, çocukların dil gelişimi ve anlama düzeylerine uygun olarak duygu ve düşünce dünyalarını sanatsal niteliği olan dilsel ve görsel iletilerle zenginleştiren, beğeni düzeylerini yükselten ürünlerin genel adıdır.”
Çocuğun özellikleri ve gerçekliği dikkate alınmadan hazırlanmış bir edebiyat yapıtı çocukların duygusal ihtiyaçlarını karşılayamayacağı gibi çocuklar için ilgi çekici de olmaz. Bu tür yapıtlar çocuk tarafından anlaşılamayacağı için okuma sevgisi oluşturmak yerine okumaya karşı olumsuz tutum geliştirmelerine bile sebep olabilir. Nasıl ki bir bebeğin yediği besinler bir yetişkininki kadar sert ve iri taneli olamıyorsa ya da giyindiği giysilerin ebatları yetişkininki gibi değilse, çocuklar için yazılmış bir edebî metin de çocuğa göre olmalıdır.